27 MART TİYATROLAR GÜNÜ ULUSAL BİLDİRİSİ 2019 - PROF. DR. HÜLYA NUTKU

27 mart tiyatro günü ulusal bildirisi 2019 hülya nutku

Merhaba…

Sizlere Egenin incisi, ülkemin üçüncü büyük kenti, yeni oluşan gökdelenlerinin yanında, Büyükşehir’e yakışan şehir tiyatroları bile olmayan İzmir’den sesleniyorum. 
 

Tiyatro sanatının toplumları sağıltan, bireyleri düşündüren, topluca katılımı sağlayan, takım ruhuyla yapılan, bir o kadar da izleyenleri ortak paydada birleştiren yapıcı gücünü reddedenler, bugünün gelişmemiş toplumlarıdır.
 

Yüzyılın önemli yazarlarından biri olan Anna Seghers “Sanatın gücünü bildiğimiz içindir ki, sorumluluğumuz o denli büyük” demiştir. Bunu sadece sanatı üretenler ve icra edenler için değil, o ülkeyi yönetenlerin de bu sorumluluğu duymaları için söylemiştir.

 Yönetici erkin, sanat üzerindeki baskısı da bu  sanatın yapıcı gücünün hissedildiği süreçten bu yana ağırlığını hissettirmektedir. Tiyatromuzun  mimarı Muhsin Ertuğrul ustamızın dediği gibi, kısaca, “fırın açmayan ülkede insanlar aç kalır, ölür ama tiyatro açmayan bir ülkede insanlar ruhen aç kalır, birbirini öldürür.” Bu nedenle, şiddete eğilimli bir yüzyıldan geçtiğimiz gerçeğini baz alırsak, bunun ne kadar doğru olduğu da ortaya çıkmaktadır. Bir süre sonra insanoğlunun anlamsız bir yokediciye dönüşmesi tehlikesine karşılık yine Muhsin Ertuğrul, insanoğlunu “hoyratlıktan kurtarıp insanlık düzeyine” çıkarmanın da yolunun tiyatrodan geçtiğini belirtmiştir.
 

Ülkemizde bölge tiyatrolarına duyulan gereksinim her geçen yıl ağırlığını hissettirmektedir. Yazarları ve oyuncuları dizilere yönelten de bu eksikliktir. Dizi- Sinema- seslendirme ve reklam sektörünün olduğu merkezde toplanmak ve iş çıkacak diye beklemek zordur. Oysa oyuncular bilir ki, tiyatro canlı yapılan bir sanattır, süreklilik ister, oyuncu-seyirci birlikteliği de bu sanatın özünü oluşturur.

Durmadan televizyona, boyalı basına, tablete, bilgisayara bakan gözler, tiyatroya çevrildiğinde orada hayat vardır. Üstelik, gerçek hayat oradadır çünkü günlerce prova edilmiş, emek verilmiş, estetize edilerek sunulmuş, gerçek hayattan daha gerçek bir paylaşım sözkonusudur. Bu yüzden tiyatro izleyeni manüple etmez, algı operasyonu yapmaz, inançlarla oynamaz, hatta tiyatro gerçeği gizleyen örtüleri kaldıran bir sanattır.
 

27 mart tiyatro günü ulusal bildirisi 2019 hülya nutku

Ekonomisini düzeltmek isteyen toplumlar, sanatın kalıcılığını bildikleri için sanata, tiyatroya verdikleri değerle yücelmişlerdir. Klasikleşen yapıtlar, adı yüzyıllardır yaşayan yazarlar, efsane oyuncular bunun kanıtıdır.
 

Tam tersine yönelen toplumların arkada bırakacağı birşeyleri yoktur. Sanat toplumlara bir armağandır. Sanatın yaratıcı gücü dünyaya renk ve anlam katar. Durup düşünecekleri, konuşup paylaşacakları, eleştirip düzeltecekleri bir dünya yaratır onlara… Tanış olma fırsatı verir. “İnsanın olduğu yerde yine insanı kurtaracak olanın insan olduğu” bilincine vardırır. Bu nedenle Peter Brook’un dediği gibi “tiyatro saniyelerle gelişen bir devrimdir.” Yaşamın kırılma noktalarını ilham alarak, eskimeden yoluna devam eder.. Bizler bugün insanların farkındalığa sahip olması ve empati kurması gereken bir çağdayız.
 

Ülkemizde 12 Eylül’ün yarattığı içe dönük bir toplum, giderek daha hoşgörüsüz ve sevecen yaklaşımlardan uzaklaşmaktadır. Ve giderek bilimden sanattan uzaklaşan toplum sistemsizliği, bilgisizliği, sıradanlığı öneren bir sistem içinde uyutulmaktadır. Oysa tiyatro toplum bilinci aşılar.
 

Bilgi bir hazinedir ama makineleşen dünyada bilgi teknolojiye kazandırdığı ivme ile insanı geri plana itmektedir. İnsanlığın kurtuluşu bu nedenle onlara sanat yoluyla ekip olmayı, yaptığına inanmayı, becerisinin sınırlarını, unuttuğu değerleri, belleksiz toplumlara hafızasını yeniden yoklamayı, özgün olmanın önemini, hepsinden daha fazla da şişmiş egolarımızdan kurtulup başka insanlarla bu dünyayı paylaştığımız gerçeğini öğretir. 
 

27 mart tiyatro günü ulusal bildirisi 2019 hülya nutku

Aksi takdirde makineler, robotlar dünyayı ele geçirirken, biz hala ilkel olanla uğraşıp, dünyayı dinin, ekonominin ya da rant peşinde koşan kapitalist sermayenin veyahut da başa geçen iktidarların kurtaracağı sanrısı içinde seyirci iken bu güçler, medya aktörleri yoluyla hikayemize son noktayı koyarlarken, bizler sadece seyirci olarak kalırız. Şunu bilmeliyiz ki, başka bir dünya yok. Bu yüzden, inadına tiyatro yapan, sanat yoluyla tüm olumsuzluklara direnen başarılı sanatçılarımız sayesinde dünyamızın güzelleşmekte olduğunu bizler biliyoruz ve bildirmek istiyoruz.
 

Bir ülkede yaşayan insanları geliştirecek olan sanatın gücünü farkeden liderler sanatı destekler, bu gerçeği gören Atatürk sanatı bir ulusun “can damarı”olarak nitelendirmiştir ve tiyatro için “Bir milletin kültür seviyesinin aynasıdır” demiştir.
 

Bu sanata emek veren tüm dostlarımızın bu güzel günlerinin, yalnızca bugün değil, yılın tüm günlerine yayılması dileğiyle bu anlamlı günü fırsat bilerek, sahnede oynayanlar kadar, dünyadaki rollerini barış ve mutluluk adına üstlenmiş tüm insanların  27 Mart’larını içtenlikle kutluyorum.

Prof. Dr. HÜLYA NUTKU

TİYATRO SANATINDA KADININ ROLÜ - MELİKE ÇERÇİOĞLU BİLGİÇ

OYUN YAZARLARI VE ÇEVİRMENLERİ DERNEĞİ (OYÇED) TARAFINDAN DÜZENLENEN SEMPOZYUMDA HALKA İLİŞKİLER UZMANIMIZIN YAPTIĞI KONUŞMANIN TAM METNİ

melike çerçioğlu bilgiç oyçed tiyatro sanatında kadının yeri

KADININ ROL KARMAŞASI

Dünyanın, cevabı en karışık sorusu: Ben kimim? 

Bazı durumlarda kendimizi tanıtmamız, sonrasında anlatacaklarımızın anlamlı hale gelmesi için ilk adımdır. Ben Elmas Melike Çerçioğlu Bilgiç. Anlatacaklarımın anlamlı hale gelmesi için kendimle ile ilgili söyleyebileceğim yüzlerce şeyden seçtiklerim şunlar: 2010 yılında Ege Üniversitesi, İletişim Fakültesi,  Halka İlişkiler ve Tanıtım bölümünden mezun oldum. Eğitimim süresince ve mezun olduktan sonra da  kurumsal firmalarda ve basında çalıştım. 2013 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi, Oyunculuk Bölümü mezunu eşim Erk Bilgiç ile Tiyatrohane adındaki tiyatro atölyemizi açtık. O tarihten beri atölyemizde iletişim, kayıt, reklam, tanıtım ve koordinasyon gibi yönetimsel süreçle ilgileniyor ve bünyemizde bulunun Doğaçhane isimli doğaçlama tiyatro grubumuzda oyunculuk yapıyorum. Yani hem patron, hem öğrenci, hem halka ilişkiler uzmanı, hem de oyuncu olmakla birlikte eşimin karısı, katılımcıların annesi - ablası hem de kadromuzdaki atölye liderlerinin arkadaşıyım. İşte bu noktada, bir kadınını rol karışmasının ve kadınlardan beklenen sorumlulukların  bir örneği haline geliyorum. 

MODERN ZAMAN KADINLARI 

Tiyatro sanatında ister oyuncu, ister yazar, yönetici yada yönetmen olsun kadınların, önsezilerine, detaycılığına ve merhametli tarafına çok ihtiyaç duyulduğunu düşünüyorum. Bu özelliklere sahip bir çok erkek meslektaşımız olsa da doğanın, kadın beynine ve bedenine bu özellikler konusunda daha cömert davrandığı bilimsel bir gerçek. 

Modern zaman kadınlarının dünyayı feth etmek için doğru topuklu ayakkabılara ihtiyacı yok. Pek çoğu benim gibi fetih hazırlığı yaparken, interneti sınırsız olan bir telefona, şarj aletine ve kahveye ihtiyaç duyuyorlar. 

YABANCILAŞMA

Kurumsal firmalarda, satış sektöründe ya da basında çalışırken pozitif ayrımcılığı fark edip bu durumu kullanmak pek çok kadın meslektaşımın yaptığı bir şeydi. Bir ürün satarken, bir problem çözmeye çalışırken kişilerin kadınlara yaklaşımının daha ılımlı olduğunu pek çok gözlemledim. Benim için ilk yabancılaşma orada başladı. Neden karşılarında sarışın ve makyajlı bir kadın gördüklerinde bağırmayı kesen erkekler vardı? Neden gergin bir kadın müşteriyi gülümseyerek dinleyen yakışıklı bir erkek daha ılımlı karşılıyordu? 


Yıllar içerisinde doğaçlama tiyatro yöntemiyle sahneye çıktığım onlarca oyunda farklı ip uçları yakaladım. Hem komedi türündeki tiyatro sporu gösterilerinde, hem de dram türündeki Forum Tiyatro performansında bu sorulara cevap almak için seyircileri, onların beni izlediğinden daha dikkatli izledim. Yönergeleri alırken kadın erkek fark etmeksizin kullandıkları eril dili gördüm. Belli noktalarda sadece kadınların, belli noktalarda da sadece erkeklerin anladığı esprilere şahit oldum. Ama bu deneyimlerden beni en çok sarsan “Şirket” isimli mobbing (iş yerinde psikolojik baskı) ve taciz üzerine performans sergilediğimiz forum tiyatro oyunuydu. 


KADINLAR KADINLARA KARŞI

Kısaca “Forum Tiyatro” türünde oyuncular önceden çalışılmış on beş dakikalık bir ön oyun sergilerler ve bu ön oyunda ortada konan ana sorunu forum mantığında seyirciler ile birlikte tartışarak ve doğaçlamalarla tekrar önerilen şekillerle oynayarak baskı altındaki kişi ya da kişilerin sorunun çözmeye çalışırlar. Forum tiyatro türünde performans sergileyen doğaçlama oyuncusu ve moderatör her türlü tartışmayı yönetmeye açık ve donanımlı olmalıdır. 

ŞİRKET - MOBBING VE TACİZ

“Şirket” bir önceki sene oynadığımız “Domino” isimli aile içi şiddeti konu alan forum tiyatro oyunumuzun devamı niteliğinde olmasa da ortak karakterler içeren bir yan hikayeydi. Şirket isimli oyunda başrol karakterimiz Banu medikal ürünler satan büyük bir firmada yeni işe başlayan bir satış sorumlusuydu ve müşterisi büyük bir hastanesin baş hakimi olan ve “Domino” isimli oyundan tanıdığımız baskıcı baba karekteri Murat Beye büyük bir satış üzerine çalışıyordu. Bu süreçte Murat Bey’in sözlü ve fiziksel tacizine maruz kalmaktaydı. Banu’nun satış müdürü Tülay ise ona bunun normal olduğunu ve gerekirse kadınlığını kullanarak bu işi bitirmesi gerektiğini söylemekteydi. Banu, gazi olmuş babasına ve ev hanımı annesine bakmaktaydı ve çok hırslı bir insan olduğu için işinde yükselmek istiyordu. Ve sonunda kendisinin yükseldiğini ve müdür olduğunu, ailesine çok sert davrandığını ve altındaki elemanlara da fazlasıyla baskı uyguladığını görüyorduk.

DOMİNO - AİLE İÇİ ŞİDDET


Seyirciler ön oyun sonrasında Banu hariç, karakterlerden yalnızca bir tanesinin karakteri üzerinde değişiklik yaparak istedikleri biz zamana dönüp tekrar oynamamızı istiyorlar yada kendileri sahneye gelip oynayabiliyorlardı. Hatta izlemedikleri bir sahneyi tarif edip ilgili karakterleri bir araya toplayarak baskıyı azaltmak için yeni anlar yaratabiliyorlardı.

Bir oyuncu olarak perde arkasında, Banu karakterini oynarken içimde bir yerde hala Melike olarak düşünüp Banu olarak cevap verdiğimden benim için bazı durumlarda sakin kalabilmek çok zor oldu. Bu metinli tiyatro oyunlarında oynadığımdan çok farklı bir deneyimdi. 

Her yeniden başlatma sürecinde gelen önerileri deniyor ve çözüm bulamıyorduk. Çünkü çözümün Banu’nun değişmesi olduğunu biliyordum. Yine oyunu oynadığımız bir gece seyircilerden birinden gelen önerileri sizinle  direkt alıntılayarak paylaşıyorum:

Banu, Murat Bey’in tacizlerinde sıkılmıştır ama işini de kaybetmek istememektedir.  Seyircilerden biri iş arkadaşlarından birini oynamak üzere sahneye gelir. Kahve molası odasında oynamaya başlarlar. Ve arkadaşının öneri şu olur:

  • Banu,  Madem Murat Bey seni bu kadar rahatsız ediyor ona birini yönlendirelim. Biliyorsun bu işi yapan Rus profesyoneller var.

Moderatör düdüğü çalıp oyunu durdurdu. Salondaki yüzlerce insan kahkahayla gülüyordu. Sonra seyircilerden başka biri sonuçta bunun onların mesleği olduğunu söyledi. 

Burada tartışmak istediğim bedenini satan kadınların yaptıklarını eleştirmek isteğim değil, bir satış sorumlusunun yaşadığı baskıyı ve tacizi çözmek için baskıcıyı profesyonel seks hizmeti ile ödüllendirme fikri.

Şirket oyunu oynadığımız başka bir gece seyircilerden birinden gelen yorumu sizinle  paylaşıyorum:

Banu Murat Bey’e zorla satış yapmasını isteyen müdürü Tülay Hanım’a istifasını verir ve babasının bir arkadaşının aracılığıyla gayrimenkul emlak danışmanı olarak işe başlar. Bir müşterisi ile ev turu yaptığı sırada müşterisi kendisini sözle taciz eder ve ısrarcı olur. Moderatör düdüğü çalar ve oyunu durdurur.

Seyircilerden bir kadın Banu’nun başına hep bunun geldiğini, çünkü onun sarışın olduğunu ve sonuçta şık giyinmekle şuh giyinmek arasında fark olduğunu belirtti. Belki de Banu’nun üzerindekilerin öyle bir mesaj verdiğini söyledi. Tabi ben oyuncu olarak siyah bir tişört ve kot ile sahnedeyim ama kendisi hayal dünyasında Banu’nun kırmızı ve dekolte elbise giydiğini hayal ediyor olabilir. 

Burada da tartışmak istediğim bu kadın seyircimizin aslında bunları söylerken kadınlara karşı bir düşmanlığını sezmiş olmam ve onun için çok üzülmem.

Bir oyuncu olarak bu olay gibi karşılaştığım onlarca olay var. Ve hepsi bana genel olara toplumumuzda kadın erkek eşitsizliği ile şu fikri veriyor. 

Sorun sadece erkelerin düşünme tarzı değil. Hem kadınların hem erkeklerin düşünme tarzında

Tiyatro sporu türünde sahneye çıktığım zamanlarda komedi üzerine çalışıyorum. Ama bir kadın olarak benden beklenen ahlaklı bir komedi anlayışı . Bunu seyircilerin yüzünden sezebiliyorum. Yıllarca seyirci ile iç içe oynamanın insanda yarattığı muazzam bir sezi var. Bel altı espri diyebileceğim ama kesinlikle küfür olmadan yaptığım şakalarda nasıl da kızardıklarını, kahkaha atarken bu üstü kapalı şakayı anlamalarını yanlarındakilere nasıl açıklayacaklarını düşündükleri için bıyık altı gülen kadınları gördüm. 


Türkiye’de stand-up çok nadir yapılıyor ve dünyada da olduğu gibi erkekler daha baskın. Çünkü bizim kültürümüzde de erkekler akıllarına gelen her şeyi söyleme konusunda daha özgür yetiştiriliyor. Ve stand- up tarzı komediler mutlaka cinsel şakalar içeriyor ama kadınlar hayatlarında hiç cinsel ilişkiye girmemiş ve çocuklarının mikser yada blendırda yapmışlar gibi davranılıyor. 

Fotoğraf: Hakan Dere

Fotoğraf: Hakan Dere

RAKAMLAR 

Dünya’daki araştırmaları incelediğim veriler güncel olsun, olmasın tiyatro sanatında erkeklere oranla kadınlar ne kadar az yer aldığını gördüm. Türkiye’de ise ne kadar derine inersem ineyim böyle bir araştırma bulamadım. Ama türkiye istatistik kurumundan aldığım verilere göre;

2017 yılında Türkiye’deki sahne sayısı: 783

2017 yılında Türkiye’deki eser sayısı: 8.948

2017 yılında İzmir’deki eser sayısı: 624

2017 yılında Türkiye’deki seyirci sayısı: 7.006.410

2017 yılında İzmir’deki seyirci sayısı: 365.480

(KAYNAK: http://www.tuik.gov.tr/Start.do)


Kadınını rol karışmasının ve kadınlardan beklenen sorumluluklarına bir yenisini daha ekliyorum. Bu konuda kim araştırma yapacak? Biz! 

Peki bu sahnelerden kaçının sahibi bir kadın, kaç eseri bir kadın yazar yazdı ve bu oyunları izleyenlerin ne kadarı kadın? 

Bilmiyoruz. Ve öğrenmek için çaba sarf etmediğimiz her şey gibi öğrenene kadar ne kadar kötü durumda olduğumuzu asla öğrenemeyeceğiz!