TİYATROHANE’Yİ AYDINLATANLAR

ÖZDEMİR NUTKU & ELİF İSKENDER & HAKAN GERÇEK

Alsancak Kıbrıs Şehitleri caddesinde küçük bir okul olarak başlayan ve sonrasında Cep Tiyatrosunu açan Tiyatrohane Sanat Okulu tamamı ilgili bölümlerden mezun olan eğitmenleri ve yüzlerce Tiyatrohaneliyle dört yıldır İzmir’in sanat hayatına değer katmaya devam ediyor.

Tiyatrohane Ailesi, her sene olduğu gibi bu sene de okullarında birbirinden değerli sanatçıları konuk ederek sadece kendi öğrencilerine özel atölye ve söyleşiler planladı. Geçtiğimiz seneler “Veliler İçin Ücretsiz Drama Atölyesi”, “Ücretsiz Oyunculuk Sınavlarına Hazırlık Atölyesi” , “Nefes Farkındalığı Atölyesi” gibi eğitim içerikli atölyelere ek olarak Sermet Yeşil ve Prof. Dr. Özdemir Nutku ile mesleki söyleşiler de düzenlemişti.

Bu yılın Nisan ayında ise üç büyük sanatçıyı daha ağırlayarak Tiyatrohane’yi aydınlatanlara yeni isimler eklediler. Tamamen gönüllü olarak gelen sanatçılar öğrenciler tarafından büyük bir ilgi karşılandılar.

PROF.DR. ÖZDEMİR NUTKU

BERTOLT BRECHT ATÖLYESİ

özdemir nutku

Tiyatrohane’nin danışmanı olan Özdemir Nutku atölye kapsamında,  20. yüzyılın en etkili Alman şairi, oyun yazarı ve tiyatro yönetmeni Bertolt Brecht ile ilgili bir ders yaptı. Dönemin filmleri hep beraber izleyerek yorumlandı. Tiyatrohane Oyuncuları tarafından oynanan “Arturo Ui’nin Yükselişi” öncesinde oyuncular için oldukça verimli geçen bir atölye gerçekleşti. Nutku atölye sonunda kendi kitaplığından seçtiği ve kendi çevirileri olan onlarca kitabı Tiyatrohane Kütüphanesi’ne bağışladı.

KİMDİR?

Özdemir Nutku, 12 Ocak 1931'de İstanbul'da doğdu. İlkokuldan sonra 1942'de Robert kolejine girdi ve 1950'de mezun oldu. 1952'de Ankara Üniversitesi D.T.C.F. İngiliz Dili ve Edebiyatı Kürsüsüne yazıldı. 1956'da Ankara Üniversitesi'nden mezun olan Nutku, aynı yıl bursla Almanya'ya gitti. Göttingen kentindeki Georg-August Üniversitesi, Tiyatro Bölümü’ne kabul edildi.

ÖZDEMİR NUTKU 1.JPG

Nutku, 1959’da Türkiye'ye döndü ve bir yıl önce kurulan Ankara Üniversitesi D.T.C.F. Tiyatro Enstitüsü’nde asistan olarak göreve başladı. 1960 yılında ilk tiyatro kitabı "Tiyatro ve Yazar" yayımlandı. 1961'de doktor, 1967'de doçent ve 1974'te de profesör oldu. İzmir'e 1976 yılında yerleşen Nutku, Güzel Sanatlar Fakültesi'nde Tiyatro Bölümünü kurdu. Nutku, bugüne kadar 37 tiyatro, 22 çeviri, 4 şiir, 12 oyun ve uyarlama, 2 senaryo, 1 çocuk kitabı olmak üzere 77 kitap yazdı ve yayımladı.

Uluslararası kongrelerde ülkemizi temsil eden, Nutku, bugüne kadar yüze yakın oyun sahneledi. Çeşitli uluslararası tiyatro festivallerinde yönetmen olarak çok sayıda ödül aldı. 1990 yılının Ekim ayında, Viyana da ki "Tiyatro Zirvesi’nde "Dünya Tiyatro Eğitimi Enstitüsü" nün kurucularından biri olarak bu Enstitü’nün yönetim kurulu üyeliğine seçildi. 1990 da kurduğu İzmir "Şehir Tiyatroları”na 1991 de Genel Sanat Yönetmeni olarak atandı. 1991 yılında, Türkiye’nin ilk Kamyon Tiyatrosu’nu yaptı ve gezici çocuk tiyatrosunu kurdu. Böylece tiyatroyu, tiyatroya hiç gitmemiş çocukların ayağına götürdü. 1993’de, Kültür Bakanlığının "Tiyatro Araştırmaları Büyük Ödülü" ile onurlandırıldı. Güzel Sanatlar Fakültesi'nde dekan yardımcılığı ve dekanlık yapan Nutku, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Müdürü ve aynı fakültenin Sahne Sanatları bölümü başkanıyken 12 Ocak 1998 tarihinde yaş haddinden emekli oldu. Halen aynı fakültede ders vermektedir.

YARD. DOÇ DR. ELİF İSKENDER

TİYATROHANE EĞİTMENLER ATÖLYESİ

OYUNCULUK SINAVINA HAZIRLANANLAR İÇİN ATÖLYE ÇALIŞMASI

Tiyatrohane ’ye geldiği gibi ekibi kırmayan Elif İskender hem eğitmenler hem de bu sene yetenek sınavına girecek olan gençlerle olmak üzere iki farklı atölye çalışmasına imza atarak haneyi aydınlattı. Şimdilerde Londra’ya yerleşip Elif Iskender Acting Studio (EIAA) isimli okulu açarak sanat hayatına İngiltere’de devam eden İskender atölye süresince tüm öğrencileri kendine hayran bıraktı.

KİMDİR?

Elif İskender Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü Dramatik Yazarlık     AnaSanat Dalı’ndan mezun olduğu sene Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı Sahne Sanatları Tiyatro Ana Sanat Dalı, OyunculukSanat Dalı’na girmiş ve bitirmiş, ardından Dokuz Eylül ÜniversitesiSosyal Bilimler Enstitüsü Sahne Sanatları Anabilim Dalı Yüksek Lisans Programı ve Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Sahne Sanatları Anabilim Dalı Doktora Programlarını tamamlamıştır.

DEÜ Güzel Sanatlar Enstitüsü’nde yaptığı “Çağdaş Oyunculuk Eğitiminde Giriş Sınavları İçin Bir Yöntem Önerisi” doktora tezi ile yenilikçi bakış açısı ve eğitime verdiği değeri bir kez daha gözler önüne seren İskender, 2004-2010 yılları arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Oyunculuk Bölümü Öğretim Üyesi, Dokuz Eylül Üniversitesi İzmir Devlet Konservatuvarı Opera-Şan anasanat dalı Öğretim üyesi ve 2010-2015 yılları arasında Beykent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Oyunculuk Bölümü, Bölüm Başkanı, Dekan Yardımcısı ve Erasmus sorumlusu olarak görev almıştır. Tüm bu yoğunluğu arasında 2014 yılında TİMS Yapım tarafından çekilen Çalıkuşu dizisinde Besime karakterine ve 2015 yılında NTC Yapım tarafından çekilen Beyaz Yalan dizisinde Meryem karakterine hayat vermiştir.

HAKAN GERÇEK

“VAN GOGH” OYUNU ÜZERİNE BİR SÖYLEŞİ

Tiyatrohaneliler “tiyatrogerçek” tarafından oynanan ve Hakan Gerçek’in tek kişilik bir performans sahnelediği “Van Gogh” oyununu Konak Atatürk Kültür Merkezi’nde izledi. İzmir’e ikinci gelişinde ise Tiyatrohanelileri ziyaret eden Gerçek,  Van Gogh oyununa yönelik soruları yanıtladı, günümüz tiyatro seyircisi ile ilgili fikirlerini anlattı ve Kenter Tiyatrosu’ndaki anılarında bahsetti.  

KİMDİR?

Hakan Gerçek, Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü'nü bitirdi .Bitirdiği bölümde 1988-1990 arasında Müşfik Kenter'in asistanlığını yaptı. İstanbul Akademisi, Akademi Kenter'de ve Aydın Üniversitesi'nde sahne dersleri verdi. Oyunculuğun yanı sıra seslendirme de yapan Hakan Gerçek, 1986 yılında "Nice Yıllar" adlı oyunla Kent Oyuncuları'na katıldı. 1986 yılından 2010 yılına kadar Kenter Oyuncular'ından olan Hakan Gerçek, 2008 yılında kendi tiyatrosunu, tiyatrogerçek'i kurdu. tiyatrogerçek bünyesinde sahnelenen ilk oyun Hakan Gerçek'in oynadığı tek kişilik Van Gogh oldu. 2013 sezonunda Beyoğlu, Maya Cüneyt Türel Sahnesi devraldı, üretimleri ve çalışmalarına iki sezon boyunca burada hayat verdi. Aynı zamanda Hakan Gerçek, tiyatrogerçek bünyesinde kurduğu "oyunculuk atölyesi" çalışmalarını da düzenlemiştir. Gerçek, 2014 yılında “Savunma” oyunu ile 19. Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri’nde Seçici Kurul Özel Ödülü’ne ve Tiyatro Eleştirmenler Birliği Ödülleri’nde “En iyi erkek oyuncu” ödüllerine hak kazanmıştır. Ayrıca Afife Tiyatro Ödülleri kapsamında Yılın En Başarılı Müzikal ya da Komedi Erkek Oyuncusu ve Sadri Alışık Tiyatro Ödülleri kapsamında Yılın En Başarılı Müzikal ya da Komedi Erkek Oyuncusu ödülünü Bülent Şakrak ve İlker Ayrık ile paylaşmıştır.

TİYATROHANE’DE HAZİRAN AYINDA NELER VAR?

Oyunculuk Eğitimi yaz sınıfı 12 Haziran’da başlıyor.

Ege üniversitesi sertifikalı 80 saatlik oyunculuk eğitimi kapsamında diksiyon, beden dili, rol ve sahne derslerinin yanı sıra doğaçlama ve hareket dersleri de olacak.

“SALSATION ®” İzmir’de bir ilk!

Monique Masius eğitmenliğinde Salsa, hip-hop ve modern dansın mükemmel karışımı ile 10 Hafta süren eğitimle hem fitleşip hem de dans etmeyi öğrenebilirsiniz. SALSATION ®  hem bir dans hem de bir fitness programıdır.

İletişim: MELİKE ÇERÇİOĞLU BİLGİÇ 0232 422 2631 – 0507 132 2632 / www.tiyatrohane.net

TİYATROHANE’DEN POLİSİYE BİR OYUN “ YALANIN ARDINDAKİ”

BİLİNEN YALANLARIN SAKLANDIĞI, İNKÂR EDİLEN GERÇEKLERİN SU YÜZÜNE ÇIKTIĞI VE İKİ KİŞİNİN YÜZLEŞTİĞİ SESSİZ BİR SATRANÇ OYUNU...

“Sevgi, çok ikiyüzlü bir kelime...”

“Aşk, tanrıların bize verdiği bir oyuncak...”

Bünyesinde üç farklı tiyatro ekibi barındıran ve Ege Üniversitesi ile işbirliği halinde akademik kadrosu ile oyunculuk eğitimi veren Tiyatrohane Sanat Okulu, profesyonel oyuncuların yer aldığı “Tiyatrohane Prodüksiyon Tiyatrosu” ile bu sezon perdesini bir polisiye oyunuyla açtı. Son iki oyunları kalan ekip ve 29 Nisan ve 13 Mayıs tarihlerinde Cumartesi günleri seyircisi ile buluşacak.

yalanın ardındaki Tiyatrohane

Tiyatroya farklı bakış açısı ile seyirciye yeni bir deneyim yaşatacak olan oyun Tiyatrohane’nin Alsancak Kıbrıs Şehitleri’ndeki Black Box (Kara Kutu) salonunda, seçilen otuz kişiye özel olarak sergileniyor. Başrollerinde ekrandan ve beyaz perdeden aşina olduğumuz ama gönlünü tiyatroya veren Erk Bilgiç ve Burak Çimen rol alıyor. Sorgu odasında geçen oyun boyunca seyircilerin tüm olayın ortasında yer aldığı ve yaşanan tüm anlara yakından şahitlik ettikleri oyunda; karısını öldürmekle suçlanan bir psikiyatristle, kendini bu cinayete çözmeye adamış bir dedektif arasında geçen kedi-fare oyunu işleniyor. Oyun ile ilgili özel sorularımıza aldığımız cevaplar sizlerle...

·         Seyirci ile iç içe oynamak nasıl bir duygu oldu sizler için? Bu kadar yakın olmak performansınızı olumlu mu olumsuz mu etkiliyor?

Erk Bilgiç: İlginç bir duygu... Seyircinin ne hissettiğini anlayabiliyoruz ve ne kadar dikkatli izlediklerini. O yüzden keyifli oluyor. Seyirciden geri dönüşü de çok net olarak algılayabiliyoruz. Oyunculuk anlamında kendimizi geliştirmeyi sağlayan bir deneyim oldu.

Burak Çimen: Seyircinin enerjisini hissetmek ve oyuna aktarmak çok büyük avantaj... Bu anlamda klasik sahnelerde oynanan oyunlarla aramızdaki fark, seyirci ve oyuncu arasındaki duvarın ortadan kaybolması ve oyunun hepimize ait olması diyebiliriz. Bu da oyuncuların performansını tabi ki olumlu anlamda çok yükselten bir durum. Seyircinin yakın olması oyuncu olarak daha çok konsantre olmamızı sağlıyor. Tabi bu seyirci açısından bir konsantrasyon getiriyor çünkü kendi dünyaları dışında bir gerçekliği izlemek yerine o gerçekliğin tam da içinde oluyorlar.

·         Karakterlerinizde sizi heyecanlandıran şey neydi? Nasıl hazırlandınız?

yalanın ardındaki zeynep nutku

Erk Bilgiç: Benim oynadığım karakter bir psikiyatrist ve mesleğinin getirdiği avantajlarını diğer karakter üzerinde kullanıyor. Bu yüzden derinliği çok fazla olan bir karakter. Eylemleriyle sözleri birbiriyle tezatlık barındırıyor. Role hazırlanırken mesleki anlamda bir gözlem yaptım. Psikiyatristlerin sakinliği ve söylediklerinin altında hep başka bir amaca yönelik hedefleri olmasını temel alarak bir karakter yarattım.

Burak Çimen: İşine bağlı ve onu her şeyin üstünde tutan bir cinayet bürosu komiserini canlandırıyorum. Kendi iç dünyasında ve özel hayatında aslında birçok problemi olan ve mutsuz diyebileceğimiz bir karakter. Lakin bu mutsuzluğunu iş yaşamına aktarmaktan imtina ediyor. Karaktere çalışırken kafamızdaki yerleşmiş standart polis imajının dışında kalmaya gayret ettim. Bazı durumlarda karşısındaki suçluyla empati kurma yoluna giden bir polisi canlandırmaya çalıştım. Bunun için de her ne mesleği yapıyor olursak olalım öncelikle insan olduğumuz duygusunu unutmamaya çalıştım karakteri yaratırken. Ve insan olmanın bize bahşettiği naiflik ve duygu geçişlerini oynadığım sert karakterle harmanlamaya çalıştım.

 

·         Oyun içindeki şiddet sahneleri seyircinin çok yakınında oynanıyor. Doğal gözükmesi için neler yaptınız?

Erk Bilgiç: Seyircinin uzak olmaması nedeniyle gerçeğe yakın olması bizim için çok önemliydi. Gerçeklik hissinin yaratılması için tıbbi gerekçelerden doğan fiziksel reaksiyonların, vücuda yansımasının belli bir eforla seyirciye aktarılması gerekiyordu. Bu anlamda kondisyonel çalışmalarla bunu gerçekleştirmek için çok uzun bir prova sürecimiz oldu.

Burak Çimen: Gerçekten şiddet uyguluyoruz. (Gülüyor) Birbirimize zarar verme olasılığı yüksek olduğu için bu sahneler için mümkün olduğunca çok çalıştık.. Seyirci ile iç içe olduğumuz için “mış gibi” yapmak oyununun bütün gerçekçiliğimizi alıp götürebileceğinden bazı teknik hareket çalışmaları, ses ve nefes tekniklerini kullanarak bu sahnelerin üstesinden gelmeyi başardığımız düşünüyorum.

·         Büyük şehirlerdeki yalnızlık ve aşk olgularını inceleyen bu oyunda şehir olarak İzmir’i nasıl değerlendiriyorsunuz? İkiniz de bir süre İstanbul’da yaşayan ve çalışan kişiler olarak İzmir’den kopmamayı neden tercih ettiniz?

Burak Çimen: Hiç düşünmeden bu soruya verilebilecek tek cevap; “Huzur arıyoruz”. Nefes alma ihtiyacımızı İstanbul’da gideremediğimiz için İzmir ile bağımızı hiçbir zaman kopartmayı da düşünmüyoruz. Oyundaki karmaşık durumların ve insanların birbirine güvensizliği ve entrikaları, İzmir’e oranla İstanbul’daki yaşam ve hayat şartlarına daha çok benzerlik gösteriyor. Bu bağlamda baktığımızda İzmirli olmak ve hayatımızın büyük kısmını İzmir’de geçirmek kişisel olarak daha huzurlu ve sevgi dolu olmamı sağlıyor. Şehirdeki aşk hayatı sorusuna gelirsek, 16 senedir aynı insanla mutlu bir beraberliği olan bir adam olarak benim bu soruyu cevaplamam mümkün değil. (Gülüyor)

Erk Bilgiç: 21. yüzyıl insanının en büyük sorunu yalnızlık. Oyunun yazarı Nick Rongjun Yu, bunu aşk teması üzerinden oldukça iyi ele almış. Elbette İzmir Türkiye’nin en yaşanabilir şehri ama eminim pek çok insan böylesine güzel bir şehirde bile kendini yalnız ve sevgisiz hissedebilir. İstanbul, gri ve mutsuz bir şehir... İzmir’se benim için mavilik ve huzur. Bende sonsuzluk hissi yaratıyor. Burada doğup büyüdüğüm için sanki bu şehirle organik bir bağım varmış gibi hissediyorum.

OYUN KÜNYESİ:

Yazan: Nick Rongjun Yu

Çeviren-Yöneten: Zeynep Nutku

Sahne Tasarımı: Cenk Oral

Reji Asistanı: Buse Demirel

Işık Kumanda: Mustafa Özer:

Oyuncular: Burak Çimen – Erk Bilgiç

Yapım Sorumlusu: Melike Çerçioğlu Bilgiç

Teknik Destek: Vahap Polat

ERK BİLGİÇ KİMDİR?

Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Oyunculuk Anasanat Dalı’ndan mezun olduktan sonra profesyonel tiyatrolarda oyuncu olarak görev almıştır.2007- 2008 yılında "Karayılan", 2008 "Bir Varmış Bir Yokmuş", 2009-2010 "Kavak Yelleri", 2010-2011 "Bitmeyen Şarkı" ve "İzmir Çetesi" gibi dizilerde ve "Veda" sinema filminde performans göstermiştir. 2009-2011 yılları arasında Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde akşam okulları bölüm başkanlığı yapmış, 2011-2013 yılları arasında ise İzmir Akkademi Tiyatro’da oyunculuk, seslendirme eğitimi vermiş ve yönetmenlik yapmıştır. Erk Bilgiç 2013 yılında Tiyatrohane’yi kurmuştur. Eğitimlerine ve sahne çalışmalarına Tiyatrohane’ de devam etmektedir.

BURAK ÇİMEN KİMDİR?

 Dokuz Eylül Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, İngilizce Öğretmenliği bölümünden mezun olmuştur. İzmir Devlet Tiyatrosu’nda ve Hollanda’da Rast Tiyatrosu’nda “Gülün Öpüşü” oyununda oyuncu olarak görev almıştır. “Şubat”, “Fatih”, “Diriliş Ertuğrul”, Kış Güneşi”  televizyon dizilerinde yer alan Çimen, “Bamsı Beyrek” ve “Salur Kazan” isimli televizyon filmlerinde de rol almıştır. Yer aldığı sinema filmleri “10 Adım”, “Dabbe 6”, “Kaçış” ve “Beyaz Balina” dır. Çimen 2016 yılında provaları başlayan Tiyatrohane Prodüksiyon Tiyatrosu’nun oynadığı “Yalanın Ardındaki” oyunu ile sahne çalışmalarına Tiyatrohane bünyesinde devam etmektedir.

 

İLETİŞİM: Melike Çerçioğlu Bilgiç

0232 422 2631 – 0507 132 2632

www.tiyatrohane.net

bilgi@tiyatrohane.net

Kıbrıs Şehitleri Cad. No:48 Kat:1 D:101-102 Alsancak/İzmir

YAZIN VE TİYATRO -Prof. Dr. Özdemir NUTKU

Tiyatro bütün sanatların bireşimidir. Ayrıntılı bir biçimde değerlendirilmesi gereken beş temel alanı vardır: yapıt, oyuncular, tasarımcılar, yönetmen ve seyirciler… Yüzyıllar boyu güzel sanatlar kapsamı içinde dans, müzik, şiir ve yazın, yontu, resim ve mimarlık ele alınmıştır. Ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından bu yana tiyatro alanında olan gelişmeler ve özellikle uygulama alanındaki atılımlar yukarıdaki listeye bir yenisini ekledi: tiyatro. Oysa eskiden, tiyatro, yazının bir dalı olarak düşünülürdü. Bunun böyle olmadığı, yani tiyatronun bir yazının dalı değil de, başlı başına bir sanat olduğu sonunda anlaşıldı. Zaten tiyatro sanatına şöyle dikkatlice bir bakarsak, bütün sanatları kullanan ve bunları uyumlu bir bireşime götüren tek sanat olduğunu izleriz.

Dansın gövdesel hareketleri ve anlatımları, müziğin tartımı, melodisi ve uyumsal bütünlüğü, yazının ölçüleri ve sözcükleri, plastik sanatların çizgi, biçim, yığın ve renk uyumları tiyatro dediğimiz olgunun tamamlanmasında yer alır. Tiyatronun güç kaynakları resim, müzik, yazın, sinema, fotoğraf, mimarlık, yontu, dans, vb. gibi sanat, toplumbilim, ruhbilim, tarih, felsefe, dil halkbilim gibi bilim, dekor, giysi, ışıklama, oyunculuk vb. gibi teknik dallardır. Bütün bunların tamamlanmış bir tiyatro gösterisinde tiyatro tarafından özümlenebilmesi için bir bütünlük, gerekli vurgular, tartımlar, dengeler, oranlamalar, uyum ve çekicilik içinde birleştirilmiş olmaları zorunludur. Bunun için tiyatro, yazından farklıdır. Tiyatro yapıtı, yazın kurallarından apayrı, kendine özgü kuralları ve nitelikleri olan bir yaratıdır.

Metin, tiyatronun yalnızca bir parçasıdır. Tiyatro metinsiz de var olabilir. Tiyatronun başlangıcında yazı değil, hareket vardır. Ancak metin, tiyatro olgusu içinde önemli bir öğedir. Tiyatro metni aşarak, ama yine de ona dayanarak, oyuna, birtakım bağımsız, yaratıcı öğeleri getirir: söze can katar, sözü bir görünüşe, düşünceyi bir eyleme sokar. Kısacası, tiyatro yazının değil, yazın, tiyatronun bir parçasıdır. Tiyatral yapıt, daha doğarken yazınsal yapıttan ayrılır. Her şeyden önce, sözcük biçimleri içinde saptanmış yazın, tek kişinin yaratıcılığına dayanır. Tiyatro ise birliktelik başarısı ile ortaya çıkabilir; çünkü bir çok gücün birlikte, uyumlu yaratısına bağlıdır.

Oyun yazarının, dramaturgun, yönetmenin, tasarımcıların (dekor, giysi, ışıklama vb.), oyuncuların, dansçıların, bestecilerin, çalgıcıların, sahne teknisyenlerinin, fıslayıcıların, çağırıcıların ve daha birçoklarının hep birlikte, uyumlu ve dikkatli çalışmaları ile tiyatro gerçekleşebilir. Ancak bu birliktelik de yeterli değildir; tiyatronun var olması için seyirci gereklidir. Tiyatronun anlamı seyirci ile ortaya çıkar; çünkü tiyatronun yaşaması, sahneden seyirciye, seyirciden sahneye olan kan dolaşımına bağlıdır. Bunun içinde, seyirci topluluğunun yapısı, sahneye koyuş biçimi ve oyuncuların özellikleri oranında önem kazanır. Kısacası tiyatro yapıtı, yaratıcı özelliğini, her oynanışta yeniden oluşan, çoğu kez de hiç yazınsal olmayan kaynaklardan gelen çeşitli güçlerin iç içe dokunmasıyla kazanır. Bir de bunlara, her çağda başka türlü yorumlanabilmesine karşın, yine aynı kalan yazınsal metinle, her çağda değişen tiyatral metin arasında temel ilkelerden gelen bir ayrım eklenebilir. Ünlü İngiliz yönetmen Peter Brook’un dediği gibi ‘’Tiyatro, sürekli devrim demektir.’’ . Durmadan gelişen ve değişen insanoğlu ile iç içe bir sanat olan tiyatro, aynı zamanda bir insan bilimidir de…

Ünlü Avusturyalı pedagog ve kültür tarihçisi Richard Meister tiyatro bilimini, başlangıçtan bu yana gelişen, kültür ve sanatı kapsayan ‘’sistematik bir ruh bilimi’’ olarak nitelendirir. Bu açıdan Meister, tiyatro bilimine, ‘’özel kültür bilimi’’ deyimini kullanmıştır. Tiyatral metin, çağların baş döndürücü gelişmesine koşut bir biçimde değişir, kendini yeniler ve içinde bulunduğu çağın profilini ortaya çıkarır. Bu devinim içinde, tiyatro yapıtının geçici niteliği, kişiyi, tiyatro sanatını yeniden kurmak için ön çalışmalara zorlar. Tiyatro, yazından çok arkeolojinin yöntemlerine benzerlik gösterir. Örneğin, tiyatro araştırmaları (yazından çok başka bir yolda) birçok çizgiyi bir araya getirerek, isterse binlerce yıl öncesinden olsun, tümünde düşünceyi, üslup tarihini, tekniğini, toplumsal sonuçları çıkarabilmek için canlandırmak zorundadır. Söz gelimi, dekor yorumu, söz yorumu kadar önemlidir. Dekor ise, maske sanatını, hareketlerin simgelerini, giysi özelliklerine olan ilişkiyi, ışıklamanın büyüsünü ve sahne etmenlerini kapsayacak biçimde hazırlanmalıdır. Yazın alanının değerlendirme ölçütleriyle tiyatronun ölçütleri arasında önemli bir fark vardır. Yazınsal yapıtın değerlendirilmesinde verilen yargıda zaman aşımı en önemli ölçüttür. Yüzyılları aşarak gelen yazınsal bir yapıtın etki gücü bu değerlendirmede önemlidir; bunun için, göreceli de olsa, o yapıtın yazın açısından yetkin olması gerekir. Oysa bu bir sahne yapıtını değerlendirmede söz konusu değildir.

Tiyatroda metin yalnızca ateşleyici bir öğedir. Tiyatro sanatını değerlendirebilmek için yalnızca metin dili değil, yaratıcı bir oyun düzeninin, dekorun, giysinin ve ışıklamanın ve benzerlerinin dili de önemlidir. Bu saydıklarımızın değer ölçütleri ise birbirinden değişiktir. Bir sahne yapıtı, yazın tarihçisinin ya da incelenmesinin güzelduyusal ölçütleri açısından değerli bulunmayabilir, ama aynı yapıt, tiyatro incelemecileri tarafından – tiyatro tarihi ve getirdiği güncel katkı açısından sahneleme yönünden ya da oyunculuk sanatında önemli bir yapı değişikliğine olanak tanıdığından- değerli görülebilir. Buna bir örnek, Musahipzade Celal’in oyunlarıdır. Bunlar yazınsal değerlendirmede ‘’hafif’’ ya da ‘’değersiz’’ görülmesine karşılık, tiyatro incelemecileri açısından ‘’ilginç birer model’’ olarak ele alınmışlardır. Tiyatro incelemecisinin klasik yapıtları değerlendirmesi de, yazın incelemecisinin değerlendirmesinden farklıdır. Seyirci, tiyatronun iki temel alanından biri olduğu için, incelemeci, o başyapıtları güncellikleri açısından ele alır. Aiskhilos’un Prometheus’u ya da Shakespeare’in Macbeth’i bugünün seyircisi için neler getirir ve hangi açıdan günceldir, sorusunun yanıtı tiyatro açısından yaşamsaldır. Ayrıca, bir de bu oyunların hangi seyirci için oynanacağı göz önünde tutulur; çünkü tiyatro sanatının tamamlanması için seyirci önemlidir; oyuncusuz tiyatro olamayacağı gibi, seyircisiz de tiyatro olamaz! Yazın alanında, yazarın yazdığı metin kendi tarafından tamamlanır; basılıp kitap durumuna gelir ve okuyucu önüne çıkar. Oysa tiyatroda yazarın metni, ancak birçok çalışanın yaratısı ile hazırlanır ve seyirci karşısına çıkınca tamamlanır. Oyun yazarı, yönetmene, oyuncuya, dekor ve giysi sanatçısına, ışıklama uzmanına, çeşitli teknik ve yönetsel öğelere bağımlıdır. Bunun için, oyun yazarının ortaya çıkardığı metin, genellikle olduğu gibi oynanabilecek bir metin değildir. Çoğu kez, zorunlu olarak, bu metin üzerinde dramaturgi çalışması yapılarak, metin oynanabilecek duruma getirilir. Metni, ille de yazarın istediği biçimde oynamak kişiyi yanlışa götürebilir. Çünkü az önce de açıkladığım gibi, yazın alanının değer ölçütlerini, tiyatro alanında kullanmak yanlıştır.

Siz tatildesiniz ama biz yeni sezon için çalışmaya başladık bile.

Yeni sezona hazırlanıyoruz! Ağustos ayının bu ilk günlerinde Afrika sıcakları hepimizi buharlaştırırken usanmadan yaratmaya çabaladığımız dünya için kolları sıvadık. Oyunculuk eğitimi için eğitmenlerimizle yapacağımız toplantıda yeni ders programımız belirlenecek. Yaratıcı drama eğitmenimiz ile bu sene gerçekleşecek çocuklar için yaratıcı drama derslerimizde izlenecek yolu konuşacağız. Doğaçlama tiyatro topluluğu ile yaptığımız tiyatro sporu oyunumuz bizi heyecanlandırdı, seneye nasıl bir yol izleyeceğimiz ile ilgili farklı düşüncelerimizi paylaşacağız. Tiyatro topluluklarımız ile ilgili oyun seçimleri hepimizi heyecanlandırıyor. Geçtiğimiz sezon İzmir'de seyircinin karşısına Veresiye Tekli Etmeyin Lütfen! isimli kara komedi oyunumuz ve At isimli komedi oyunumuz ile çıktık. Bakalım bu sene İzmir seyircisi için neler hazırlayacağız. Eğitimlerimiz ve kayıt görüşmelerimiz başlayana kadar size iyi tatiller bize de iyi çalışmalar.