Yönetmene Bakış Açısı - Prof. Dr. Özdemir Nutku

Oyunculuk sanatında nasıl bazı nitelikler aranıyorsa, rejisör olacak kişinin de kendine özgü birikimi ve nitelikleri olmalıdır. Bunlar oyunculuktan biraz daha farklı niteliklerdir. Yaşam, güzel olabilir, ama hiçbir biçimi yoktur. Sanatın amacı bu yaşama biçim vermektir. Sanat bunu yaparken yaşamın göründüğündan daha gerçek olduğunu kanıtlıyabilmek için belli bir estetik çizgide her yola başvurur. Sürekli bir devrim olan tiyatroda, rejisörün konumu, görevleri önemlidir ve bir haylidir. O, bir yandan kendini geliştirirken, öte yandan yazara, oyuncuya ve seyirciye önderlik eder. Bunun için de, gerçek yönetmen kişiliğinde rejisör-eğitmen, rejisör-sanatçı ve rejisör-pedagog niteliklerini kaynaştırmıştır. O, bir yandan yaratırken, aynı anda bir bilim adamı gibi bulgulara yönelirken sahne tasarımında son sözü söyliyebilen bir estet durumundadır.
Rejisörün bir ozan, bir yazar, bir ressam kadar yaratıcı olması gerektiğini düşünüyorum. O, bir yazar gibi metni değerlendiririp yorumlarken, bir ozan gibi oyunun atmosferini kurar, bir mimar ve ressam gibi, sahne tasarımcısı ile birlikte, sahnedeki plastik bütünlüğü sağlıyarak görevini tamamlar. Tiyatro, büyüsü yani evrenselliği ile yaşar, güncelliği yani tarihselliği ile etkileşimi sağlar. Gerçek rejisör, yazarın yaratısını aktarmakla kalmaz, ona doğru bir biçimde kendi yaratısını da katar.
Yönetmenin güç kaynakları dünya görüşü, kişisel yaratıcılık ve bilimsel tavırdır. Rejisörün, edebiyat, müzik, plastik sanatlar konularında yeterli bilgisi olmalı; ruhbilim, toplumbilim, tarih, felsefe, dil, folklor ve benzeri disiplinlerle ve dekor, giysi, ışıklama, ses tekniği, oyunculuk ve benzeri teknik bilgilerle donanımlı olması şarttır. Kısacası, rejisör, tam donanımlı, yol gösterici bir kültür adamıdır. Bunun için de, çok okuyan gerçek bir entelektüel tavrı içinde organik bütünlüğü edinmiş olmalıdır. Onun güç kaynaklarını vareden yapısı da kendine özgüdür: genişlemesine bir görüş açısı ile antenleri açık olan rejisör, çevresindeki ve dünya yüzündeki olayları yakından izleyen bilinçli ve bunları özümleyebilen bir sanatçıdır; bunun için de geniş ve kesin bir kültür birikimi 'ni, dolayısıyle üstün bir beğeni (zevk) düzeyini içerir. O, oyuncular, tasarımcılar ve sahne teknisyenleriyle olan ilişkilerinde başarı sağlıyabilmek için sanatçı karakterinden anlayan bir pedagog ve aynı zamanda onları yönetebilecek disiplini olan bir otorite olmalıdır. 
Tiyatronun gelişmesi açısından, bizde rejisörün ne kadar önemli olduğu, çok az sayıda kişi dışında, bugün de kavrandığı düşüncesinde değilim. Rejisör üzerine söylenecek daha bir araba gerçek var. Ben şimdillik bu kadarla yetiniyorum. Peter Brook, yönetmenler için şöyle der: "Öldürücülük her zaman tekrarla birlikte gelir; öldürücü tiyatronun rejisörü eskimiş formülleri, eski yöntemleri, aşınmış esprileri, yıpranmış etkileri, köhnemiş sahne başlangıçlarını ve bitişlerini kullanır". Öyleyse, sahneye oyun koymanın temel ilkelerini bilmek de yeterli değildir. Hiçbir şey varolmadan yenilenemez, yenilenmedikçe de varlığını sürdüremez. Bir şeyin yenilenebilmesi, geliştirilebilmesi ve yeni bulgularla değiştirilebilmesi için herşeyden önce varolması gerekir. Varolduktan sonra da sürekli olarak kendini yenilemesi ve değiştirmesi zorunludur.

ÖZDEMİR NUTKU

Tiyatro Her Yerde Yapılır - Prof. Dr. Özdemir Nutku

Toplumcu tiyatronun işlevsel estetiğini saptarken üzerinde en önce durulması gereken halktır. Bir ülkenin halkının niteliklerini açık ve seçik ortaya koyarken, o ülkenin toplumsal yapısı üzerinde durmak ne kadar gerekliyse, tiyatronun yaşayabilmesi için de bu yapıyı bütün özellikleri ile dikkate almak gereklidir. Ozan ve düşünür Viyaçeslav İvanov, bir denemesinde, çağımızda tiyatro sanatının ‘statik kutuptan dinamik kutba doğru’ gelişme olanaklarını elde etmeye başladığını belirtir. İvanov, ’dinamik kutba’ doğru gelişmeyi seyircinin tiyatroya aktif yolda katılma olanaklarıyla elde etmesiyle açıklar. Tiyatro müziğin ruhunda, koro halinde söylenen ditrambların dinamik enerjisi ile doğdu. Antik Yunan’da ‘orkestra’ seyirciyi aktif olarak oyuna katıyordu; çünkü bu oyun alanı seyircinin ortasına kadar giriyordu. Ancak daha sonra burası bir orkestra çukuru olunca ve daha da kötüsü, ramp ışıklaması ile seyirci ile sahne arasına kesin bir sınır çekilince seyirci kaynaktaki dinamizminden uzak kaldı. İvanov denemesini şöyle bağlıyor: ‘Şimdi bizim en önce yapacağımız iş, bu ayrılan iki parçayı tekrar birleştirmek olmalıdır.’ İvanov’un yukardaki sözleri doğrudur; Rönesans’ta yeniden halktan kopuk bir çerçevenin içine sokulan tiyatro olayı yalnızca uzaktan seyredilebilen bir sanat oldu.

Ancak yirminci yüzyılın başlarında dünyanın çeşitli yerlerinde başlayan sahne-seyirci ilişkisini yenileme çabası, ikinci Dünya Savaşı’ndan sonra daha da yoğunlaştı: ön sahnenin önemi, Meyerhold ile gelen “her yer tiyatro” anlayışı, Reinhardt ’ın sirklerde, spor salonlarında hazırladığı ve on binlerce kişiye yöneldiği uygulamalar, Piscator’un Pazar yeri uygulamaları, Brecht’in boks ringlerinde, işçi yemekhanelerinde, konser salonlarında hazırladığı gösteriler, Muhsin Ertuğrul’un kahve tiyatroları vb.… Bunların tümü sahne ile seyirci yakınlaşmasını, seyircinin aktif bir rol oynamasını sağlayan çabalardı. (…) Türkiye özellikle tiyatronun yoğun olduğu büyük kentlerimizde sahne-seyirci ilişkisi yapmacıktır, yüzeydedir; seyirci cicilerini giyip çevresine mekanik gülücükler göndererek kırmızı perdenin ardından çıkmasını umud ettiği yaylı palyaço kafasını uslu uslu bekleyen, perde açıldıktan sonra da yalnızca seyrettiği bir oyuna nöbetçilik etmek durumuyla karşı karşıya bırakılan bir insan topluluğudur bugün.

(…) Tiyatroyu etkin kılmak için işe en önce seyirci sorunundan başlamak doğru olur. Tiyatronun bizzat içinde olan seyirci yetiştirmekle, tiyatronun bütünlüğü sağlanabilecek ve tiyatro ancak o zaman gerçek işlevsel niteliğini elde edebilecektir. Bunun için de, kanımca, çeşitli halk sınıflarına uygun düşecek tiyatro biçimleri ile çağdaş içeriği saptamak yolunu tutmak gerekir. Yarı bağımlı, ekonomik ve siyasal özerkliğini henüz sağlayamamış bir ülkenin sanatçıları olarak, halkına dinamo olan, çağdaş dünya görüşü içinde ve maddeci diyalektiğin ışığında görevinin yerine getiren tiyatro anlayışından başkasını düşünemeyiz.

Artık seyirci gündemden çekilmeli, aktif izleyici devreye girmelidir.

Özdemir Nutku

Oyuncu Üzerine Düşünce Kırıntıları - Prof. Dr. Özdemir Nutku

1.

Oyuncunun kendi yapısı içinde bir doğurganlığı vardır; o dıştan bir karışma olmadığı sürece dikkatli, kendine güvenli ve özgürdür, anlatımındaki olanakları sonuna dek kullanma yeteneği de vardır. Bu özgürlük onu yalnızca oyuncu olma katına değil, aynı zamanda insan olma aşamasına eriştirecek kendini varetme olanağına da kavuşturur. 

2.

Yeni oyuncu gördüğü olayların karmaşıklığını, çelişkili durumlarını yorumlayıp bunları anlatmaya çalışmalıdır. Acıda, eğlencede bulunan umutsuzluğu, dehşeti içinde göstermek zorundadır. Oyuncu da bunları anlamak zorundadır. Anlamak zorundadır derken, görmek ve yorumlamak zorunda olduğunu belirtmek istiyorum. Ama yalnızca yorumlamak, eleştirmek ve sonra bunları halının altına süpürmek de olmaz. Oyuncu gördüklerinin tümünü hareketleriyle göze görünür hale getirebilmelidir.
3.
Gözlenen ve izlenen olayları, durumları ve düşünceleri göze görünür aşamaya çıkartmak oyuncunun temel işidir; oyuncunun temel stratejisi de bu olmalıdır. Bunun için de, oyunculuk eğitiminde sorunlar, temalar ve araştırmalar daha çok denenmekle ortaya çıkarılmalıdır. Tartışmalar aza indirilmelidir. Doğaçtan çalışma bu deneylerde vurgulanacak noktalar olmalıdır. Öyleyse, oyuncuyu yeni denemelere sokmadan önce, yönelimini kesin olarak saptamalıyız
4.
Yeni oyuncunun eğitiminden amaç, ona yalnızca bir şeyler öğretmek değil, onun kendi organizmasını tanımasını ve bu yoldan kendi yapısına uygun bir yaratma gücü edinmesini sağlamaktır. Sonuçta bu oyuncuyu özgürlüğe eriştirecektir. Oyuncu eğitiminin ayrı düşünülemeyecek bir özelliği de, oyuncular arası ilişkide bilinçli ve sorumlu bir hava yaratmak olmalıdır. Karakterlerin birbirleriyle olan, birbirini tamamlayan ilişkilerinde gerekli uyumu yaratmak zorunludur.
5.
Bence yeni oyunculuk eğitiminde en önemli noktalardan biri de, oyuncu olarak yetiştirilecek olan gencin hümanist açıdan duyarlılığı edinmesini sağlamaktır. Ancak bununla gencin kafası edebiyat bilgisi ya da tiyatro tarihinin ayrıntısı ile yığılsın demek istemiyorum. Şimdiki eğitimdeki yığma yerine, oyuncu adayı hümanist açıdan gerçekleştirilecek bir eğitimle dünya kültürünün en etkili ve önemli olaylarına karşı duyarlılık kazanacak yetiye ve bilince ulaştırılmalıdır. Çünkü bu yetiyi ve bilinci edinmiş olan oyuncu, kendini bekleyen tehlikeleri daha çabuk sezecek ve çalışmalarını, giderek bir oyundaki yorumunu daha kolayca çözümleyecektir. Bu bir dünya görüşü edinmenin ilk aşamasıdır.

Özdemir Nutku

oyunculuk iletişim