Yolda Yürümek- Öğr. Gör. Erdem Erem

-“Erdem hocam nasıl başladınız bu dramaya?” sorusunun cevabını, önceden “Bunu bir mektupla yazmaya ne dersin?” diyen canım hocam Burcu Akhun’a yazdığım bir mektupta buldum. Sene 2002’ydi ve dramaya başlayalı üç sene olmuştu bu satırları yazarken… Bugün o zamanki Erdem’in dilinden, noktasına virgülüne dokunmadan çok özel bir mektubumu sizinle paylaşmak istedim…

yaratıcı drama erdem erem

YOLDA   YÜRÜMEK

      Adam yolda yürüyordu. Elindeki kitaba umut dolu baktı ve “Ne çok şey var sende okunacak.” diye içinden geçirdi. İçindeki mutluluk muydu yoksa heyecanın ta kendisi mi, bilmiyordu. Elindeki kitaba tekrar baktı ve daha da hızlı yürümeye başladı. Yürüdükçe yol genişliyor, yollar caddelere, sokaklara ayrılıyordu. Yürüdükçe hızlanıyor hızlandıkça elindeki kitap kalınlaşıyor ve yollar birbiri ardına eklenip çoğalıyordu. Hızlandı, hızlandı, hızlandı... Bir anda çivi gibi olduğu yere çakıldı kaldı. Önceki yolları kolaylıkla geçmişti fakat hala istediği yolu bulamamıştı. İşte karşısında bir sokak vardı “Yok yok.” dedi, besbelli bu da öncekiler gibiydi ve yolda yürümeye devam etti. Sokağa girdi. Yürüdüğü kaldırımlar sanki değişmeye başlamıştı. Peki ya kitap? O da gittikçe değişiyordu. Sanki ayağının altındaki kaldırımlar, binalar, evler, insanlar, kediler, çöp kutuları, yalnız başına yanan sokak lambaları, gece bekçisinin düdüğü... Bu sokakta ne vardı? Yürüdükçe ışığa, kendine, insanlara yaklaşıyordu sanki. Yürüdü, yürüdü, yürüdü... Artık bu yol onun doğası, kanı, canı, kitabı yani yaşamı olup çıkmıştı. Şöyle bir baktı geçtiği yollara ne kadar da dolu zannedip boş yaşamıştı bazı şeyleri ama kitabının hiçbir sayfasından utanmamış pişmanlık duymamıştı. Bu sokak artık onun yuvasıydı ve yaşam kitabının sayfaları artık bu sokakta yazılacaktı...

      İşte böyledir yaşam serüveni. Bir amaç edinip ona bağlanma süreci… Belki değişen insanlardır, sokaklardır veya kimsenin aldırış etmediği diğer insanın doğasıdır ama yaşananlarda baş rol oyuncuları değişse de değişmeyen tek şeyin değişim olduğu konusuna takılır bu hikayenin görünmeyen noktaları, satır araları...

      Benim de böyleydi dramaya başlayışım. Hacettepe’de Ayşegül Calepoğlu hocamın verdiği bir ödev arkasından A.Ü. Yaratıcı Drama Topluluğu, sonrasında İnci, Ebru, Tülay, Ömer, Ali, Ayşe Çakır, Ayşe hocalarım*. Tanışılan birçok kişi, yaşanan anlar, hepsi önemli tekrarlanamaz yaşamlar... Hayatımda neleri değiştirdi sorusuna gelecek olursak neleri değiştirmedi ki? En başta yaşamımı olduğu gibi değiştirdi. Yaşamın yeni bir sokağıydı ama belki de en uzun kalmak istediğim ve kalacağım sokaktı. Benim ben olmamı sağladı diyebilirim. Yaşadığım çevre ve insanlara karşı hareketlerim değişti. Hedefimi tam olarak belirledim ve bu doğrultuda ilerlemeye çalışıyorum.

      Çoğu zaman dendiği gibi “Sahne hayatın provasıdır.” demiyorum . Hayatın tam içinde hem de tam ortasında yer alan drama “Hayatın kurgusallıkta oluşturulan gerçek bir provasıdır.” Unutmayalım ki biz ne kadar oynarsak o kadar hayata bağlı ve hayatı o kadar iyi tahlil eder hale  geliyoruz.

*İnci San, Tamer Levent, Ömer Adıgüzel, Tülay Üstündağ, Ali Öztürk,Ayşe Çakır İlhan, Ayşe Okvuran, Ebru Turan Varol, Naci Aslan… (titrlerinden öte insanlar ki canım hocam Tülay Üstündağ’ın dediği gibi “ön ekler, sıfatlar geçicidir isim bakidir”)

2002 - ERDEM EREM