OYUNCU ADAYLARI SERTİFİKALARINI ALDI

TİYATROHANE & EGESEM işbirliğiyle gerçekleştiren oyunculuk eğitimlerini başarıyla tamamlayan öğrenciler Konak Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleşen bir etkinlikle sertifikalarını teslim aldı. Geçtiğimiz sene boyunca derslere gelen ve sene sonunda sınava girerek belgelerini almaya hak eden öğrencilerle bu sezon için yapılması planlanan projeleri konuşan Tiyatrohane yetkilileri yeni sezonda yine İzmir’in sanat hayatına katkıda bulunmaya devam edecek.

TİYATROHANE SERTİFİKA.jpg

Gecede, Tiyatrohane halka ilişkiler sorumlusu Melike Çerçioğlu Bilgiç’in yaptığı sunumda, eğitimi bitiren öğrenciler için yeni yol haritaları aktarıldı. Tiyatrohane kurucusu Erk Bilgiç ve eğitmenlerden Uzm. Başak Fındıkçıoğlu ve Öğr. Gör. Erdem Erem kendi alanlarındaki yol planlarından bahsettiler.

Yeni sezon için bilgi veren Melike Bilgiç “Tiyatrohane bünyesinde sürekli öğrenme fikrini gerçek anlamda hayata geçirmeyi başardığımız için çok heyecanlı ve mutluyuz. Her sene yeni gelen yüzlerce öğrencinin yanı sıra geçmiş eğitimlerden sonra bizlerle devam eden oyuncu adayları ile omuz omuza yürüyoruz. Temel Oyunculuk Eğitimi programını 8 ayın sonunda başarıyla bitiren öğrencilerimiz, sonrasında birden çok farklı program ve topluluk ile bizlerle yürümeye devam ediyor ve Tiyatrohane ailesinin bir parçası oluyor. Bu sene de geçtiğimiz senelerde olduğu gibi “Tiyatrohane Oyuncuları” isimli metinli tiyatro topluluğumuza, “Doğaçhane” isimli doğaçlama tiyatro topluluğumuza yeni oyuncu adayları yetiştirirken bir yandan da 2. Seviye dediğimiz eğitimlerle kuramsal çalışmalara devam eden bir sınıf daha açıyoruz. Moique Masisus eşliğinde açılacak olan Fiziksel Tiyatro ile dans ve hareket üzerine çalışacak az sayıda kontenjanlı sınıfımız bu sene Tiyatrohane bünyesinde yer alacak.

Yeni sezon kayıtlarının da başladığını ve sınıflarının hızla dolduğunu belirten Bilgiç, bu sene için “Temel Oyunculuk Eğitimi”, “Oyunculuk Yetenek Sınavlarına Hazırlık Eğitimi”, “Doğaçlama Tiyatro Eğitimi” ve “Çocuklar İçin Yaratıcı Drama” isimli programlarını açacaklarını belirtti. Geçtiğimiz senelerde olduğu gibi eğitmen kadrosunun aynı devam ettiğinin altını çizen Bilgiç, eğitmenlerinin de ailelerinin bir parçası olduğunu belirtti. Sene boyunca derslere girecek olan eğitmenler şu şekilde; Erk Bilgiç, Zeynep Nutku, Ece Erişti oyunculuk derslerinde, Başak Fındıkçıoğlu - Erdem Erem doğaçlama derslerinde ve Monique Masius dans-hareket derslerinde öğrencilere eşlik edecek. Katılımcıların Ege Üniversitesi Sürekli Eğitimi Merkezi iş birliğiyle açılacak eğitimler için Tiyatrohane’nin telefonlarından bilgi alabileceklerini belirtti.

YENİ DÖNEM KAYITLARIMIZ BAŞLADI! - MELİKE ÇERÇİOĞLU BİLGİÇ

OYUNCULUK EĞİTİMİ, DOĞAÇLAMA EĞİTİMİ, FİZİKSEL TİYATRO VE ÇOCUKLAR İÇİN YARATICI DRAMA EĞİTİMLERİMİZ İÇİN KAYITLARIMIZ BAŞLADI!

tiyatrohane ailesi banner-min-min.jpg

Tiyatrohane Sanat Okulu olarak 2017-2018 eğitim sezonunu açmaya hazırlanıyoruz.

Ege Üniversitesi ile yaptığımız iş birliği sayesinde bu zamana kadar yüzlerce tiyatro sevdalısını, akademik bir alt yapı ile mezun ettik. Kuruluşumuzun beşinci yılında bu sayının katlanarak artmasıyla ailemizin kalabalıklaşmasından heyecan duyuyoruz.

Alanında uzman eğitimlerimiz ve açık iletişim tarzımızla dersler süresinde ve sosyal hayatta yüzlerce hayata dokunmanın mutluluğunu yaşıyoruz.

Geçtiğimiz senelerde olduğu gibi bu sene de gerçekleştirdiğimiz "Eğitmen Kampı" ile yeni sezonun müfredatı hazırlandı. Değişen ve gelişen eğitim biliminin yeni yollarını keşfederek daha doğru eğitim planlarının peşinde hiç yılmadan koşan değerli eğitimenlerimize teşekkür ederiz.

Yeni sezon kayıtlarımız için bizlere 0232 422 2631 ve 0507 132 2632 numaralı telefonlardan ulaşarak bilgi ve randevu alabilirsiniz.

Melike Çerçioğlu Bilgiç / Halka İlişkiler Uzmanı

Detaylı bilgi için;

HERKES Mİ YÖNETMEN? PROF. DR. ÖZDEMİR NUTKU

IMG_2680.JPG

 Oyunculuk sanatında nasıl bazı nitelikler aranıyorsa, rejisör olacak kişinin de kendine özgü birikimi ve nitelikleri olmalıdır. Bunlar oyunculuktan biraz daha farklı niteliklerdir. Yaşam, güzel olabilir, ama hiçbir biçimi yoktur. Sanatın amacı bu yaşama biçim vermektir. Sanat bunu yaparken yaşamın göründüğünden daha gerçek olduğunu kanıtlıyabilmek için belli bir estetik çizgide her yola başvurur. Sürekli bir devrim olan tiyatroda, rejisörün konumu, görevleri önemlidir ve bir haylidir. Büyük rejisör Max Reinhardt'ın dediği gibi, onun temel görevi, "gerçeğin görüntüsünü değiştirmek değil, gerçeği gizleyen örtüleri kaldırmaktır."

 

O, bir yandan kendini geliştirirken, öte yandan yazara, oyuncuya ve seyirciye önderlik eder. Bunun için de gerçek yönetmen kişiliğinde rejisör-eğitmen, rejisör-sanatçı ve rejisör idareci niteliklerini kaynaştırmıştır. O, bir yandan yaratırken, aynı anda bir bilim adamı gibi bulgulara yönelirken sahne tasarımında son sözü söyliyebilen bir estet durumundadır.

 

Rejisörün bir ozan, bir yazar, bir ressam kadar yaratıcı olması gerektiğini düşünüyorum. O, bir yazar gibi metni değerlendiririp yorumlarken, bir ozan gibi oyunun atmosferini kurar, bir mimar ve ressam gibi sahnedeki plastik bütünlüğü sağlıyarak görevini tamamlar. Tiyatro, büyüsü yani evrenselliği ile yaşar, güncelliği yani tarihselliği ile etkileşimi sağlar. Gerçek rejisör, yazarın yaratısını aktarmakla kalmaz, ona doğru bir biçimde kendi yaratısını da katar.

 

Yönetmenin güç kaynakları dünya görüşü, kişisel yaratıcılık  ve bilimsel tavır 'dır. Rejisörün, edebiyat, müzik, plastik sanatlar konularında yeterli bilgisi olmalı; ruhbilim, toplumbilim, tarih, felsefe, dil, folklor ve benzeri disiplinlerle ve dekor, giysi, ışıklama, ses tekniği, oyunculuk ve benzeri teknik bilgilerle donanımlı olması şarttır. Kısacası, rejisör, tam donanımlı, yol gösterici bir kültür adamıdır. Bunun için de, çok okuyan gerçek bir entelektüel tavrı içinde organik bütünlüğü edinmiş olmalıdır. Onun güç kaynaklarını vareden yapısı da kendine özgüdür: genişlemesine bir görüş açısı ile antenleri açık olan rejisör, çevresindeki ve dünya yüzündeki olayları yakından izleyen bilinçli ve bunları özümleyebilen bir sanatçıdır; bunun için de geniş ve kesin bir kiltür birikimi 'ni, dolayısıyle üstün bir beğeni  (zevk) düzeyini  içerir. O, oyuncular, tasarımcılar ve sahne teknisyenleriyle olan ilişkilerinde başarı sağlıyabilmek için sanatçı karakterinden anlayan bir pedagog ve aynı zamanda onları yönetebilecek disiplini olan bir otorite  olmalıdır.

 

Tiyatronun gelişmesi açısından, bizde rejisörün nekadar önemli olduğu, çok az sayıda kişi dışında, bugün de kavrandığı düşüncesinde değilim. Rejisör üzerine söylenecek daha bir araba gerçek var. Ben şimdillik bukadarla yetiniyorum. Peter Brook, yönetmenler için şöyle der: "Öldürücülük her zaman tekrarla birlikte gelir; öldürücü tiyatronun rejisörü eskimiş formülleri, eski yöntemleri, aşınmış esprileri, yıpranmış etkileri, köhnemiş sahne başlangıçlarını ve bitişlerini kullanır". Öyleyse, sahneye oyun koymanın temel ilkelerini bilmek de yeterli değildir. Hiçbir şey varolmadan yenilenemez, yenilenmedikçe de varlığını sürdüremez. Bir şeyin yenilenebilmesi, geliştirilebilmesi ve yeni bulgularla değiştirilebilmesi için herşeyden önce varolması gerekir. Varolduktan sonra da sürekli olarak kendini yenilemesi ve değiştirmesi zorunludur.

 

Özdemir Nutku

OYUNCULUK YETENEK SINAVLARINA HAZIRLIK

FullSizeRender.jpg

Aylardan Haziran olunca, konservatuvarlar ve güzel sanatlar fakültelerinin, oyunculuk bölümleri, yetenek sınavlarına girmek isteyen tüm gençlerin heyecanı artıyor. Dünyadaki en zor mesleklerden biri olan oyunculuğu profesyonel olarak yapmaya karar veren bu cesur gençlerin önündeyse ne yazık ki çoğu zaman bir sürü engel oluyor.

Başta sınava hazırlık sürecinin çetin yolu onları hem fiziksel hem de mental olarak çok yoruyor. Çevrelerinde duydukları yalan yanlış söylemler ve doğru olmayan yönlendirmeler kafalarını iyice karıştırıyor. Yetenek sınavlarına girebilmek için önce YGS ile sınanıyor, bu arada liseyi yeni bitirenler okul sınavları ile boğuşuyor. Sonrasında istedikleri okullar için sınav başvurusunu  tek tek yapıyor, bazen de bizzat okula giderek şehirlerarası bir çile çekiyorlar. Sınav anı geldiğinde yüzlerce kişi arasından seçilen 10 kişiden biri olmaları gerekiyor. Her okulda aynı olmasa da genellikle, derslerin daha verimli işlenebilmesi için kadın-erkek sayısının dengeli olması gerekliliğinden ötürü, kendi cinsiyetinden olan 5 kişinin arasına girmesi gerekiyor. Sınavı kazanmayı hedeflemiş bu gençlerin amacı gerçekleşip de okula yerleştiklerinde başka bir şeyi fark ediyorlar. Okulu başarıyla bitirmek hiç de kolay değil. Okulu bitirmek üzereyken de asıl konuyu öğreniyorlar: Bir oyuncunun iş bulma macerası.

Buraya kadar çok olumlu bir tablo sunamasak da bu cesur gençlere bir mesajımız var: "Öncelikle bu yürekli kararın için seni tebrik ediyoruz. Bu yolda pek çok şey oldukça zor olucak. Tahmin edemediğin bir çok olayla karşılaşacak ve kendinle yüzleşmek zorunda kalacaksın. Sana başaramayacağını söyleyen çok insan olacak, bazıları açıkça bazılarıysa kibarca... Bunu iyi niyetle söyleyenler ve senin için endişelenenlerle, seni yıkmak için yapanları çok iyi ayırt etmelisin. Kimi zaman yorulacak ve vazgeçmek isteyeceksin. Bu hepimize ve her konuda olabilir. Unutma, hayatın bu sınava bağlı falan değil. Daha çok gençsin ve önünde istediğin gibi şekillendirebileceğin uzun yıllar var. Kendini dinle. Bunun engellenemez bir tutku mu yoksa geçici bir heves mi olduğunu sorgula. Kendine karşı dürüst ol. Herkesin kararı değişebilir. Stres, bazı durumlarda bizi çalışmaya motive ettiği gibi bazen de çalışamayacağımız kadar hasta edebilir. Dengeni koru. İyi beslen ve bunun bir klişe olduğu kanısını unut. Sen bedeninin ve zekanın sağlıklı bir ortalamasını yakalamak zorundasın. Kararın ve bu kararının sonucu ne olursa olsun sen yine aynı insansın. Sınavı kazanmak veya kaybetmek senin bu dünyadaki tek başarın-başarısızlığın değil. Eğer kaybettiysen çok çalışmalısın. Ama eğer kazandıysan daha çok çalışmak zorundasın. Çünkü sen artık bir oyuncu adayısın ve gerçek bir sanatçı olmanın sorumluluğunu kaldırmak için her gün ilerlemek zorundasın. Biliyoruz, çevrende buna örnek gösterilecek çok sanatçı ve oyuncu yok. O zaman "örnek" olan sen olacaksın. Kendin için üzülme, çok yorulduğun için kendine acıma. Çünkü eğer her şey istediğin gibi olursa bu dünyadaki şanslı azınlıktan biri olacaksın: Sevdiği işi yapıp üzerine bir de para kazananlar."

FullSizeRender.jpg

TİYATROHANE’Yİ AYDINLATANLAR

ÖZDEMİR NUTKU & ELİF İSKENDER & HAKAN GERÇEK

Alsancak Kıbrıs Şehitleri caddesinde küçük bir okul olarak başlayan ve sonrasında Cep Tiyatrosunu açan Tiyatrohane Sanat Okulu tamamı ilgili bölümlerden mezun olan eğitmenleri ve yüzlerce Tiyatrohaneliyle dört yıldır İzmir’in sanat hayatına değer katmaya devam ediyor.

Tiyatrohane Ailesi, her sene olduğu gibi bu sene de okullarında birbirinden değerli sanatçıları konuk ederek sadece kendi öğrencilerine özel atölye ve söyleşiler planladı. Geçtiğimiz seneler “Veliler İçin Ücretsiz Drama Atölyesi”, “Ücretsiz Oyunculuk Sınavlarına Hazırlık Atölyesi” , “Nefes Farkındalığı Atölyesi” gibi eğitim içerikli atölyelere ek olarak Sermet Yeşil ve Prof. Dr. Özdemir Nutku ile mesleki söyleşiler de düzenlemişti.

Bu yılın Nisan ayında ise üç büyük sanatçıyı daha ağırlayarak Tiyatrohane’yi aydınlatanlara yeni isimler eklediler. Tamamen gönüllü olarak gelen sanatçılar öğrenciler tarafından büyük bir ilgi karşılandılar.

PROF.DR. ÖZDEMİR NUTKU

BERTOLT BRECHT ATÖLYESİ

özdemir nutku

Tiyatrohane’nin danışmanı olan Özdemir Nutku atölye kapsamında,  20. yüzyılın en etkili Alman şairi, oyun yazarı ve tiyatro yönetmeni Bertolt Brecht ile ilgili bir ders yaptı. Dönemin filmleri hep beraber izleyerek yorumlandı. Tiyatrohane Oyuncuları tarafından oynanan “Arturo Ui’nin Yükselişi” öncesinde oyuncular için oldukça verimli geçen bir atölye gerçekleşti. Nutku atölye sonunda kendi kitaplığından seçtiği ve kendi çevirileri olan onlarca kitabı Tiyatrohane Kütüphanesi’ne bağışladı.

KİMDİR?

Özdemir Nutku, 12 Ocak 1931'de İstanbul'da doğdu. İlkokuldan sonra 1942'de Robert kolejine girdi ve 1950'de mezun oldu. 1952'de Ankara Üniversitesi D.T.C.F. İngiliz Dili ve Edebiyatı Kürsüsüne yazıldı. 1956'da Ankara Üniversitesi'nden mezun olan Nutku, aynı yıl bursla Almanya'ya gitti. Göttingen kentindeki Georg-August Üniversitesi, Tiyatro Bölümü’ne kabul edildi.

ÖZDEMİR NUTKU 1.JPG

Nutku, 1959’da Türkiye'ye döndü ve bir yıl önce kurulan Ankara Üniversitesi D.T.C.F. Tiyatro Enstitüsü’nde asistan olarak göreve başladı. 1960 yılında ilk tiyatro kitabı "Tiyatro ve Yazar" yayımlandı. 1961'de doktor, 1967'de doçent ve 1974'te de profesör oldu. İzmir'e 1976 yılında yerleşen Nutku, Güzel Sanatlar Fakültesi'nde Tiyatro Bölümünü kurdu. Nutku, bugüne kadar 37 tiyatro, 22 çeviri, 4 şiir, 12 oyun ve uyarlama, 2 senaryo, 1 çocuk kitabı olmak üzere 77 kitap yazdı ve yayımladı.

Uluslararası kongrelerde ülkemizi temsil eden, Nutku, bugüne kadar yüze yakın oyun sahneledi. Çeşitli uluslararası tiyatro festivallerinde yönetmen olarak çok sayıda ödül aldı. 1990 yılının Ekim ayında, Viyana da ki "Tiyatro Zirvesi’nde "Dünya Tiyatro Eğitimi Enstitüsü" nün kurucularından biri olarak bu Enstitü’nün yönetim kurulu üyeliğine seçildi. 1990 da kurduğu İzmir "Şehir Tiyatroları”na 1991 de Genel Sanat Yönetmeni olarak atandı. 1991 yılında, Türkiye’nin ilk Kamyon Tiyatrosu’nu yaptı ve gezici çocuk tiyatrosunu kurdu. Böylece tiyatroyu, tiyatroya hiç gitmemiş çocukların ayağına götürdü. 1993’de, Kültür Bakanlığının "Tiyatro Araştırmaları Büyük Ödülü" ile onurlandırıldı. Güzel Sanatlar Fakültesi'nde dekan yardımcılığı ve dekanlık yapan Nutku, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Müdürü ve aynı fakültenin Sahne Sanatları bölümü başkanıyken 12 Ocak 1998 tarihinde yaş haddinden emekli oldu. Halen aynı fakültede ders vermektedir.

YARD. DOÇ DR. ELİF İSKENDER

TİYATROHANE EĞİTMENLER ATÖLYESİ

OYUNCULUK SINAVINA HAZIRLANANLAR İÇİN ATÖLYE ÇALIŞMASI

Tiyatrohane ’ye geldiği gibi ekibi kırmayan Elif İskender hem eğitmenler hem de bu sene yetenek sınavına girecek olan gençlerle olmak üzere iki farklı atölye çalışmasına imza atarak haneyi aydınlattı. Şimdilerde Londra’ya yerleşip Elif Iskender Acting Studio (EIAA) isimli okulu açarak sanat hayatına İngiltere’de devam eden İskender atölye süresince tüm öğrencileri kendine hayran bıraktı.

KİMDİR?

Elif İskender Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü Dramatik Yazarlık     AnaSanat Dalı’ndan mezun olduğu sene Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı Sahne Sanatları Tiyatro Ana Sanat Dalı, OyunculukSanat Dalı’na girmiş ve bitirmiş, ardından Dokuz Eylül ÜniversitesiSosyal Bilimler Enstitüsü Sahne Sanatları Anabilim Dalı Yüksek Lisans Programı ve Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Sahne Sanatları Anabilim Dalı Doktora Programlarını tamamlamıştır.

DEÜ Güzel Sanatlar Enstitüsü’nde yaptığı “Çağdaş Oyunculuk Eğitiminde Giriş Sınavları İçin Bir Yöntem Önerisi” doktora tezi ile yenilikçi bakış açısı ve eğitime verdiği değeri bir kez daha gözler önüne seren İskender, 2004-2010 yılları arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Oyunculuk Bölümü Öğretim Üyesi, Dokuz Eylül Üniversitesi İzmir Devlet Konservatuvarı Opera-Şan anasanat dalı Öğretim üyesi ve 2010-2015 yılları arasında Beykent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Oyunculuk Bölümü, Bölüm Başkanı, Dekan Yardımcısı ve Erasmus sorumlusu olarak görev almıştır. Tüm bu yoğunluğu arasında 2014 yılında TİMS Yapım tarafından çekilen Çalıkuşu dizisinde Besime karakterine ve 2015 yılında NTC Yapım tarafından çekilen Beyaz Yalan dizisinde Meryem karakterine hayat vermiştir.

HAKAN GERÇEK

“VAN GOGH” OYUNU ÜZERİNE BİR SÖYLEŞİ

Tiyatrohaneliler “tiyatrogerçek” tarafından oynanan ve Hakan Gerçek’in tek kişilik bir performans sahnelediği “Van Gogh” oyununu Konak Atatürk Kültür Merkezi’nde izledi. İzmir’e ikinci gelişinde ise Tiyatrohanelileri ziyaret eden Gerçek,  Van Gogh oyununa yönelik soruları yanıtladı, günümüz tiyatro seyircisi ile ilgili fikirlerini anlattı ve Kenter Tiyatrosu’ndaki anılarında bahsetti.  

KİMDİR?

Hakan Gerçek, Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü'nü bitirdi .Bitirdiği bölümde 1988-1990 arasında Müşfik Kenter'in asistanlığını yaptı. İstanbul Akademisi, Akademi Kenter'de ve Aydın Üniversitesi'nde sahne dersleri verdi. Oyunculuğun yanı sıra seslendirme de yapan Hakan Gerçek, 1986 yılında "Nice Yıllar" adlı oyunla Kent Oyuncuları'na katıldı. 1986 yılından 2010 yılına kadar Kenter Oyuncular'ından olan Hakan Gerçek, 2008 yılında kendi tiyatrosunu, tiyatrogerçek'i kurdu. tiyatrogerçek bünyesinde sahnelenen ilk oyun Hakan Gerçek'in oynadığı tek kişilik Van Gogh oldu. 2013 sezonunda Beyoğlu, Maya Cüneyt Türel Sahnesi devraldı, üretimleri ve çalışmalarına iki sezon boyunca burada hayat verdi. Aynı zamanda Hakan Gerçek, tiyatrogerçek bünyesinde kurduğu "oyunculuk atölyesi" çalışmalarını da düzenlemiştir. Gerçek, 2014 yılında “Savunma” oyunu ile 19. Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri’nde Seçici Kurul Özel Ödülü’ne ve Tiyatro Eleştirmenler Birliği Ödülleri’nde “En iyi erkek oyuncu” ödüllerine hak kazanmıştır. Ayrıca Afife Tiyatro Ödülleri kapsamında Yılın En Başarılı Müzikal ya da Komedi Erkek Oyuncusu ve Sadri Alışık Tiyatro Ödülleri kapsamında Yılın En Başarılı Müzikal ya da Komedi Erkek Oyuncusu ödülünü Bülent Şakrak ve İlker Ayrık ile paylaşmıştır.

TİYATROHANE’DE HAZİRAN AYINDA NELER VAR?

Oyunculuk Eğitimi yaz sınıfı 12 Haziran’da başlıyor.

Ege üniversitesi sertifikalı 80 saatlik oyunculuk eğitimi kapsamında diksiyon, beden dili, rol ve sahne derslerinin yanı sıra doğaçlama ve hareket dersleri de olacak.

“SALSATION ®” İzmir’de bir ilk!

Monique Masius eğitmenliğinde Salsa, hip-hop ve modern dansın mükemmel karışımı ile 10 Hafta süren eğitimle hem fitleşip hem de dans etmeyi öğrenebilirsiniz. SALSATION ®  hem bir dans hem de bir fitness programıdır.

İletişim: MELİKE ÇERÇİOĞLU BİLGİÇ 0232 422 2631 – 0507 132 2632 / www.tiyatrohane.net

TİYATROHANE’DEN POLİSİYE BİR OYUN “ YALANIN ARDINDAKİ”

BİLİNEN YALANLARIN SAKLANDIĞI, İNKÂR EDİLEN GERÇEKLERİN SU YÜZÜNE ÇIKTIĞI VE İKİ KİŞİNİN YÜZLEŞTİĞİ SESSİZ BİR SATRANÇ OYUNU...

“Sevgi, çok ikiyüzlü bir kelime...”

“Aşk, tanrıların bize verdiği bir oyuncak...”

Bünyesinde üç farklı tiyatro ekibi barındıran ve Ege Üniversitesi ile işbirliği halinde akademik kadrosu ile oyunculuk eğitimi veren Tiyatrohane Sanat Okulu, profesyonel oyuncuların yer aldığı “Tiyatrohane Prodüksiyon Tiyatrosu” ile bu sezon perdesini bir polisiye oyunuyla açtı. Son iki oyunları kalan ekip ve 29 Nisan ve 13 Mayıs tarihlerinde Cumartesi günleri seyircisi ile buluşacak.

yalanın ardındaki Tiyatrohane

Tiyatroya farklı bakış açısı ile seyirciye yeni bir deneyim yaşatacak olan oyun Tiyatrohane’nin Alsancak Kıbrıs Şehitleri’ndeki Black Box (Kara Kutu) salonunda, seçilen otuz kişiye özel olarak sergileniyor. Başrollerinde ekrandan ve beyaz perdeden aşina olduğumuz ama gönlünü tiyatroya veren Erk Bilgiç ve Burak Çimen rol alıyor. Sorgu odasında geçen oyun boyunca seyircilerin tüm olayın ortasında yer aldığı ve yaşanan tüm anlara yakından şahitlik ettikleri oyunda; karısını öldürmekle suçlanan bir psikiyatristle, kendini bu cinayete çözmeye adamış bir dedektif arasında geçen kedi-fare oyunu işleniyor. Oyun ile ilgili özel sorularımıza aldığımız cevaplar sizlerle...

·         Seyirci ile iç içe oynamak nasıl bir duygu oldu sizler için? Bu kadar yakın olmak performansınızı olumlu mu olumsuz mu etkiliyor?

Erk Bilgiç: İlginç bir duygu... Seyircinin ne hissettiğini anlayabiliyoruz ve ne kadar dikkatli izlediklerini. O yüzden keyifli oluyor. Seyirciden geri dönüşü de çok net olarak algılayabiliyoruz. Oyunculuk anlamında kendimizi geliştirmeyi sağlayan bir deneyim oldu.

Burak Çimen: Seyircinin enerjisini hissetmek ve oyuna aktarmak çok büyük avantaj... Bu anlamda klasik sahnelerde oynanan oyunlarla aramızdaki fark, seyirci ve oyuncu arasındaki duvarın ortadan kaybolması ve oyunun hepimize ait olması diyebiliriz. Bu da oyuncuların performansını tabi ki olumlu anlamda çok yükselten bir durum. Seyircinin yakın olması oyuncu olarak daha çok konsantre olmamızı sağlıyor. Tabi bu seyirci açısından bir konsantrasyon getiriyor çünkü kendi dünyaları dışında bir gerçekliği izlemek yerine o gerçekliğin tam da içinde oluyorlar.

·         Karakterlerinizde sizi heyecanlandıran şey neydi? Nasıl hazırlandınız?

yalanın ardındaki zeynep nutku

Erk Bilgiç: Benim oynadığım karakter bir psikiyatrist ve mesleğinin getirdiği avantajlarını diğer karakter üzerinde kullanıyor. Bu yüzden derinliği çok fazla olan bir karakter. Eylemleriyle sözleri birbiriyle tezatlık barındırıyor. Role hazırlanırken mesleki anlamda bir gözlem yaptım. Psikiyatristlerin sakinliği ve söylediklerinin altında hep başka bir amaca yönelik hedefleri olmasını temel alarak bir karakter yarattım.

Burak Çimen: İşine bağlı ve onu her şeyin üstünde tutan bir cinayet bürosu komiserini canlandırıyorum. Kendi iç dünyasında ve özel hayatında aslında birçok problemi olan ve mutsuz diyebileceğimiz bir karakter. Lakin bu mutsuzluğunu iş yaşamına aktarmaktan imtina ediyor. Karaktere çalışırken kafamızdaki yerleşmiş standart polis imajının dışında kalmaya gayret ettim. Bazı durumlarda karşısındaki suçluyla empati kurma yoluna giden bir polisi canlandırmaya çalıştım. Bunun için de her ne mesleği yapıyor olursak olalım öncelikle insan olduğumuz duygusunu unutmamaya çalıştım karakteri yaratırken. Ve insan olmanın bize bahşettiği naiflik ve duygu geçişlerini oynadığım sert karakterle harmanlamaya çalıştım.

 

·         Oyun içindeki şiddet sahneleri seyircinin çok yakınında oynanıyor. Doğal gözükmesi için neler yaptınız?

Erk Bilgiç: Seyircinin uzak olmaması nedeniyle gerçeğe yakın olması bizim için çok önemliydi. Gerçeklik hissinin yaratılması için tıbbi gerekçelerden doğan fiziksel reaksiyonların, vücuda yansımasının belli bir eforla seyirciye aktarılması gerekiyordu. Bu anlamda kondisyonel çalışmalarla bunu gerçekleştirmek için çok uzun bir prova sürecimiz oldu.

Burak Çimen: Gerçekten şiddet uyguluyoruz. (Gülüyor) Birbirimize zarar verme olasılığı yüksek olduğu için bu sahneler için mümkün olduğunca çok çalıştık.. Seyirci ile iç içe olduğumuz için “mış gibi” yapmak oyununun bütün gerçekçiliğimizi alıp götürebileceğinden bazı teknik hareket çalışmaları, ses ve nefes tekniklerini kullanarak bu sahnelerin üstesinden gelmeyi başardığımız düşünüyorum.

·         Büyük şehirlerdeki yalnızlık ve aşk olgularını inceleyen bu oyunda şehir olarak İzmir’i nasıl değerlendiriyorsunuz? İkiniz de bir süre İstanbul’da yaşayan ve çalışan kişiler olarak İzmir’den kopmamayı neden tercih ettiniz?

Burak Çimen: Hiç düşünmeden bu soruya verilebilecek tek cevap; “Huzur arıyoruz”. Nefes alma ihtiyacımızı İstanbul’da gideremediğimiz için İzmir ile bağımızı hiçbir zaman kopartmayı da düşünmüyoruz. Oyundaki karmaşık durumların ve insanların birbirine güvensizliği ve entrikaları, İzmir’e oranla İstanbul’daki yaşam ve hayat şartlarına daha çok benzerlik gösteriyor. Bu bağlamda baktığımızda İzmirli olmak ve hayatımızın büyük kısmını İzmir’de geçirmek kişisel olarak daha huzurlu ve sevgi dolu olmamı sağlıyor. Şehirdeki aşk hayatı sorusuna gelirsek, 16 senedir aynı insanla mutlu bir beraberliği olan bir adam olarak benim bu soruyu cevaplamam mümkün değil. (Gülüyor)

Erk Bilgiç: 21. yüzyıl insanının en büyük sorunu yalnızlık. Oyunun yazarı Nick Rongjun Yu, bunu aşk teması üzerinden oldukça iyi ele almış. Elbette İzmir Türkiye’nin en yaşanabilir şehri ama eminim pek çok insan böylesine güzel bir şehirde bile kendini yalnız ve sevgisiz hissedebilir. İstanbul, gri ve mutsuz bir şehir... İzmir’se benim için mavilik ve huzur. Bende sonsuzluk hissi yaratıyor. Burada doğup büyüdüğüm için sanki bu şehirle organik bir bağım varmış gibi hissediyorum.

OYUN KÜNYESİ:

Yazan: Nick Rongjun Yu

Çeviren-Yöneten: Zeynep Nutku

Sahne Tasarımı: Cenk Oral

Reji Asistanı: Buse Demirel

Işık Kumanda: Mustafa Özer:

Oyuncular: Burak Çimen – Erk Bilgiç

Yapım Sorumlusu: Melike Çerçioğlu Bilgiç

Teknik Destek: Vahap Polat

ERK BİLGİÇ KİMDİR?

Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Oyunculuk Anasanat Dalı’ndan mezun olduktan sonra profesyonel tiyatrolarda oyuncu olarak görev almıştır.2007- 2008 yılında "Karayılan", 2008 "Bir Varmış Bir Yokmuş", 2009-2010 "Kavak Yelleri", 2010-2011 "Bitmeyen Şarkı" ve "İzmir Çetesi" gibi dizilerde ve "Veda" sinema filminde performans göstermiştir. 2009-2011 yılları arasında Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde akşam okulları bölüm başkanlığı yapmış, 2011-2013 yılları arasında ise İzmir Akkademi Tiyatro’da oyunculuk, seslendirme eğitimi vermiş ve yönetmenlik yapmıştır. Erk Bilgiç 2013 yılında Tiyatrohane’yi kurmuştur. Eğitimlerine ve sahne çalışmalarına Tiyatrohane’ de devam etmektedir.

BURAK ÇİMEN KİMDİR?

 Dokuz Eylül Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, İngilizce Öğretmenliği bölümünden mezun olmuştur. İzmir Devlet Tiyatrosu’nda ve Hollanda’da Rast Tiyatrosu’nda “Gülün Öpüşü” oyununda oyuncu olarak görev almıştır. “Şubat”, “Fatih”, “Diriliş Ertuğrul”, Kış Güneşi”  televizyon dizilerinde yer alan Çimen, “Bamsı Beyrek” ve “Salur Kazan” isimli televizyon filmlerinde de rol almıştır. Yer aldığı sinema filmleri “10 Adım”, “Dabbe 6”, “Kaçış” ve “Beyaz Balina” dır. Çimen 2016 yılında provaları başlayan Tiyatrohane Prodüksiyon Tiyatrosu’nun oynadığı “Yalanın Ardındaki” oyunu ile sahne çalışmalarına Tiyatrohane bünyesinde devam etmektedir.

 

İLETİŞİM: Melike Çerçioğlu Bilgiç

0232 422 2631 – 0507 132 2632

www.tiyatrohane.net

bilgi@tiyatrohane.net

Kıbrıs Şehitleri Cad. No:48 Kat:1 D:101-102 Alsancak/İzmir

YAZIN VE TİYATRO -Prof. Dr. Özdemir NUTKU

Tiyatro bütün sanatların bireşimidir. Ayrıntılı bir biçimde değerlendirilmesi gereken beş temel alanı vardır: yapıt, oyuncular, tasarımcılar, yönetmen ve seyirciler… Yüzyıllar boyu güzel sanatlar kapsamı içinde dans, müzik, şiir ve yazın, yontu, resim ve mimarlık ele alınmıştır. Ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından bu yana tiyatro alanında olan gelişmeler ve özellikle uygulama alanındaki atılımlar yukarıdaki listeye bir yenisini ekledi: tiyatro. Oysa eskiden, tiyatro, yazının bir dalı olarak düşünülürdü. Bunun böyle olmadığı, yani tiyatronun bir yazının dalı değil de, başlı başına bir sanat olduğu sonunda anlaşıldı. Zaten tiyatro sanatına şöyle dikkatlice bir bakarsak, bütün sanatları kullanan ve bunları uyumlu bir bireşime götüren tek sanat olduğunu izleriz.

Dansın gövdesel hareketleri ve anlatımları, müziğin tartımı, melodisi ve uyumsal bütünlüğü, yazının ölçüleri ve sözcükleri, plastik sanatların çizgi, biçim, yığın ve renk uyumları tiyatro dediğimiz olgunun tamamlanmasında yer alır. Tiyatronun güç kaynakları resim, müzik, yazın, sinema, fotoğraf, mimarlık, yontu, dans, vb. gibi sanat, toplumbilim, ruhbilim, tarih, felsefe, dil halkbilim gibi bilim, dekor, giysi, ışıklama, oyunculuk vb. gibi teknik dallardır. Bütün bunların tamamlanmış bir tiyatro gösterisinde tiyatro tarafından özümlenebilmesi için bir bütünlük, gerekli vurgular, tartımlar, dengeler, oranlamalar, uyum ve çekicilik içinde birleştirilmiş olmaları zorunludur. Bunun için tiyatro, yazından farklıdır. Tiyatro yapıtı, yazın kurallarından apayrı, kendine özgü kuralları ve nitelikleri olan bir yaratıdır.

Metin, tiyatronun yalnızca bir parçasıdır. Tiyatro metinsiz de var olabilir. Tiyatronun başlangıcında yazı değil, hareket vardır. Ancak metin, tiyatro olgusu içinde önemli bir öğedir. Tiyatro metni aşarak, ama yine de ona dayanarak, oyuna, birtakım bağımsız, yaratıcı öğeleri getirir: söze can katar, sözü bir görünüşe, düşünceyi bir eyleme sokar. Kısacası, tiyatro yazının değil, yazın, tiyatronun bir parçasıdır. Tiyatral yapıt, daha doğarken yazınsal yapıttan ayrılır. Her şeyden önce, sözcük biçimleri içinde saptanmış yazın, tek kişinin yaratıcılığına dayanır. Tiyatro ise birliktelik başarısı ile ortaya çıkabilir; çünkü bir çok gücün birlikte, uyumlu yaratısına bağlıdır.

Oyun yazarının, dramaturgun, yönetmenin, tasarımcıların (dekor, giysi, ışıklama vb.), oyuncuların, dansçıların, bestecilerin, çalgıcıların, sahne teknisyenlerinin, fıslayıcıların, çağırıcıların ve daha birçoklarının hep birlikte, uyumlu ve dikkatli çalışmaları ile tiyatro gerçekleşebilir. Ancak bu birliktelik de yeterli değildir; tiyatronun var olması için seyirci gereklidir. Tiyatronun anlamı seyirci ile ortaya çıkar; çünkü tiyatronun yaşaması, sahneden seyirciye, seyirciden sahneye olan kan dolaşımına bağlıdır. Bunun içinde, seyirci topluluğunun yapısı, sahneye koyuş biçimi ve oyuncuların özellikleri oranında önem kazanır. Kısacası tiyatro yapıtı, yaratıcı özelliğini, her oynanışta yeniden oluşan, çoğu kez de hiç yazınsal olmayan kaynaklardan gelen çeşitli güçlerin iç içe dokunmasıyla kazanır. Bir de bunlara, her çağda başka türlü yorumlanabilmesine karşın, yine aynı kalan yazınsal metinle, her çağda değişen tiyatral metin arasında temel ilkelerden gelen bir ayrım eklenebilir. Ünlü İngiliz yönetmen Peter Brook’un dediği gibi ‘’Tiyatro, sürekli devrim demektir.’’ . Durmadan gelişen ve değişen insanoğlu ile iç içe bir sanat olan tiyatro, aynı zamanda bir insan bilimidir de…

Ünlü Avusturyalı pedagog ve kültür tarihçisi Richard Meister tiyatro bilimini, başlangıçtan bu yana gelişen, kültür ve sanatı kapsayan ‘’sistematik bir ruh bilimi’’ olarak nitelendirir. Bu açıdan Meister, tiyatro bilimine, ‘’özel kültür bilimi’’ deyimini kullanmıştır. Tiyatral metin, çağların baş döndürücü gelişmesine koşut bir biçimde değişir, kendini yeniler ve içinde bulunduğu çağın profilini ortaya çıkarır. Bu devinim içinde, tiyatro yapıtının geçici niteliği, kişiyi, tiyatro sanatını yeniden kurmak için ön çalışmalara zorlar. Tiyatro, yazından çok arkeolojinin yöntemlerine benzerlik gösterir. Örneğin, tiyatro araştırmaları (yazından çok başka bir yolda) birçok çizgiyi bir araya getirerek, isterse binlerce yıl öncesinden olsun, tümünde düşünceyi, üslup tarihini, tekniğini, toplumsal sonuçları çıkarabilmek için canlandırmak zorundadır. Söz gelimi, dekor yorumu, söz yorumu kadar önemlidir. Dekor ise, maske sanatını, hareketlerin simgelerini, giysi özelliklerine olan ilişkiyi, ışıklamanın büyüsünü ve sahne etmenlerini kapsayacak biçimde hazırlanmalıdır. Yazın alanının değerlendirme ölçütleriyle tiyatronun ölçütleri arasında önemli bir fark vardır. Yazınsal yapıtın değerlendirilmesinde verilen yargıda zaman aşımı en önemli ölçüttür. Yüzyılları aşarak gelen yazınsal bir yapıtın etki gücü bu değerlendirmede önemlidir; bunun için, göreceli de olsa, o yapıtın yazın açısından yetkin olması gerekir. Oysa bu bir sahne yapıtını değerlendirmede söz konusu değildir.

Tiyatroda metin yalnızca ateşleyici bir öğedir. Tiyatro sanatını değerlendirebilmek için yalnızca metin dili değil, yaratıcı bir oyun düzeninin, dekorun, giysinin ve ışıklamanın ve benzerlerinin dili de önemlidir. Bu saydıklarımızın değer ölçütleri ise birbirinden değişiktir. Bir sahne yapıtı, yazın tarihçisinin ya da incelenmesinin güzelduyusal ölçütleri açısından değerli bulunmayabilir, ama aynı yapıt, tiyatro incelemecileri tarafından – tiyatro tarihi ve getirdiği güncel katkı açısından sahneleme yönünden ya da oyunculuk sanatında önemli bir yapı değişikliğine olanak tanıdığından- değerli görülebilir. Buna bir örnek, Musahipzade Celal’in oyunlarıdır. Bunlar yazınsal değerlendirmede ‘’hafif’’ ya da ‘’değersiz’’ görülmesine karşılık, tiyatro incelemecileri açısından ‘’ilginç birer model’’ olarak ele alınmışlardır. Tiyatro incelemecisinin klasik yapıtları değerlendirmesi de, yazın incelemecisinin değerlendirmesinden farklıdır. Seyirci, tiyatronun iki temel alanından biri olduğu için, incelemeci, o başyapıtları güncellikleri açısından ele alır. Aiskhilos’un Prometheus’u ya da Shakespeare’in Macbeth’i bugünün seyircisi için neler getirir ve hangi açıdan günceldir, sorusunun yanıtı tiyatro açısından yaşamsaldır. Ayrıca, bir de bu oyunların hangi seyirci için oynanacağı göz önünde tutulur; çünkü tiyatro sanatının tamamlanması için seyirci önemlidir; oyuncusuz tiyatro olamayacağı gibi, seyircisiz de tiyatro olamaz! Yazın alanında, yazarın yazdığı metin kendi tarafından tamamlanır; basılıp kitap durumuna gelir ve okuyucu önüne çıkar. Oysa tiyatroda yazarın metni, ancak birçok çalışanın yaratısı ile hazırlanır ve seyirci karşısına çıkınca tamamlanır. Oyun yazarı, yönetmene, oyuncuya, dekor ve giysi sanatçısına, ışıklama uzmanına, çeşitli teknik ve yönetsel öğelere bağımlıdır. Bunun için, oyun yazarının ortaya çıkardığı metin, genellikle olduğu gibi oynanabilecek bir metin değildir. Çoğu kez, zorunlu olarak, bu metin üzerinde dramaturgi çalışması yapılarak, metin oynanabilecek duruma getirilir. Metni, ille de yazarın istediği biçimde oynamak kişiyi yanlışa götürebilir. Çünkü az önce de açıkladığım gibi, yazın alanının değer ölçütlerini, tiyatro alanında kullanmak yanlıştır.

Doğaçlama Üzerine - Prof. Dr. Özdemir Nuktu

Tulûat Üzerine Notlardan Biri

Her şeyden önce, tulûat sanatçılarının çevrelerinde olup bitene, dünyadaki insan ve toplum ilişkilerine, siyasal gelişmelere karşı duyarlı olmaları gerekir. Bu duyarlık kültür birikimi ile çağdaş gelişimin sentezi olarak bilinç aşamasına varmalıdır. Bundan başka, tulûat sanatçısı, tekniğini, içinde yaşadığı halkın özelliklerini gözden yitirmeden ve çağdaş oyunculuk yöntemlerini bir kenara itmeden ortaya çıkartmalıdır. Ayrıca, tulûat sahnesinin bir çadır tiyatrosu olmadığını, tulûat tiyatrosunun da kendine özgü sanatsal kuralları ve bütünlüğü olduğunu sanatçı dikkatinden kaçırmamalıdır. Eğer tulûat tiyatrosunun ciddiyetine inanıyorsak, bu işin ciddilikle yapılması ve topluma yararlı olabilecek niteliklerin elde edilmesi gerekir. Artık teneke yuvarlayıp göz süzmekle tulûat olmuyor. ‘Boş vermişim dünyaya,’ düşüncesinde yatan yozlaşma, kaçış ve karamsarlık, tiyatro gibi büyük etkinliği olan yaşam sanatında görülmemelidir; çünkü boşvermişliğin ne yanından bakarsak bakalım, zavallılığı ve çaresizliği içinde insanoğluna hiçbir yararı yoktur; üstelik insanları manen uyuşturduğundan, onları farkında olmadan öldürdüğünden bir toplum için de tehlikeli bir zehirdir.

TİYATROHANE DOĞAÇLAMA TİYATRO - 1 (6).jpg

Tiyatrohane Eğitmen Kampı

   YENİ SEZONA BAŞLARKEN...  

Tiyatrohane eğitmenleri yeni sezon için yapılması gerekenleri konuşmak için bir araya geldi. Oyunculuk eğitmenleri, doğaçlama ve drama eğitmenleri ile yapılan 3 günlük kamp sonucunda yeni sezona yeni sürprizlerle gireceğiz.

      Tiyatrohane olarak her zaman en doğrusunu yapma isteğimiz, mükemmeliyetçiliğimiz bizleri bazen fazlasıyla yorsa da en başta insan sonrasında sanatçı olmanın gerekliliğinin farkında olan Tiyatrohaneliler değerlerinden ödün vermeden yollarına aynı umutla yürümeye devam ediyor. Bizlerle bu yolda yürüyen dostlarımızın yani eğitmenlerimizin varlığı bizim için büyük bir şans... Sanata ve insana bakış açıları, iş yapış şekilleri, etik ve ahlak değerleri bir kenara işlerindeki uzmanlıkları ile tüm Tiyatrohane Ailesini kendilerine hayran bırakmayı başarıyorlar. Öğrencilere gösterdikleri özel ilgi, işlerine olan saygıları ve kendilerini her daim geliştirmeye açık parlak zihinleri ile bizi biz yapan değerleri yani kurum kültürünün en temel taşlarını oluşturuyorlar.

       Kamp süresince planlanan projeleri düşündükçe anlıyorum ki ayakları bu kadar sağlam yere basan,  temelinde bilgi yatan ve özenli çalışılmış tüm planlar hak ettikleri değeri bulacaktır.

10408047_721776927913524_6292311793194603052_n.jpg

Ticari kaygıların güdüldüğü, paranın araç değil amaç olduğu sanat kurumları kendilerini tekrar etmeye mahkumdur. Daha iyi bir eğitim, daha iyi öğretim, daha iyi yetişmiş bir nesil sağlamak için her zaman daha fazlasını istemek, denemek ve tiyatroyu içi boşaltılmış bir kavram haline getirenlerle yeri geldiğinde savaşmak için var olan Tiyatrohane, ailesinde yer alan herkese teşekkür eder...

Halkla İlişkiler Uzmanı - Melike Çerçioğlu Bilgiç

Tiyatro Her Yerde Yapılır - Prof. Dr. Özdemir Nutku

Toplumcu tiyatronun işlevsel estetiğini saptarken üzerinde en önce durulması gereken halktır. Bir ülkenin halkının niteliklerini açık ve seçik ortaya koyarken, o ülkenin toplumsal yapısı üzerinde durmak ne kadar gerekliyse, tiyatronun yaşayabilmesi için de bu yapıyı bütün özellikleri ile dikkate almak gereklidir. Ozan ve düşünür Viyaçeslav İvanov, bir denemesinde, çağımızda tiyatro sanatının ‘statik kutuptan dinamik kutba doğru’ gelişme olanaklarını elde etmeye başladığını belirtir. İvanov, ’dinamik kutba’ doğru gelişmeyi seyircinin tiyatroya aktif yolda katılma olanaklarıyla elde etmesiyle açıklar. Tiyatro müziğin ruhunda, koro halinde söylenen ditrambların dinamik enerjisi ile doğdu. Antik Yunan’da ‘orkestra’ seyirciyi aktif olarak oyuna katıyordu; çünkü bu oyun alanı seyircinin ortasına kadar giriyordu. Ancak daha sonra burası bir orkestra çukuru olunca ve daha da kötüsü, ramp ışıklaması ile seyirci ile sahne arasına kesin bir sınır çekilince seyirci kaynaktaki dinamizminden uzak kaldı. İvanov denemesini şöyle bağlıyor: ‘Şimdi bizim en önce yapacağımız iş, bu ayrılan iki parçayı tekrar birleştirmek olmalıdır.’ İvanov’un yukardaki sözleri doğrudur; Rönesans’ta yeniden halktan kopuk bir çerçevenin içine sokulan tiyatro olayı yalnızca uzaktan seyredilebilen bir sanat oldu.

Ancak yirminci yüzyılın başlarında dünyanın çeşitli yerlerinde başlayan sahne-seyirci ilişkisini yenileme çabası, ikinci Dünya Savaşı’ndan sonra daha da yoğunlaştı: ön sahnenin önemi, Meyerhold ile gelen “her yer tiyatro” anlayışı, Reinhardt ’ın sirklerde, spor salonlarında hazırladığı ve on binlerce kişiye yöneldiği uygulamalar, Piscator’un Pazar yeri uygulamaları, Brecht’in boks ringlerinde, işçi yemekhanelerinde, konser salonlarında hazırladığı gösteriler, Muhsin Ertuğrul’un kahve tiyatroları vb.… Bunların tümü sahne ile seyirci yakınlaşmasını, seyircinin aktif bir rol oynamasını sağlayan çabalardı. (…) Türkiye özellikle tiyatronun yoğun olduğu büyük kentlerimizde sahne-seyirci ilişkisi yapmacıktır, yüzeydedir; seyirci cicilerini giyip çevresine mekanik gülücükler göndererek kırmızı perdenin ardından çıkmasını umud ettiği yaylı palyaço kafasını uslu uslu bekleyen, perde açıldıktan sonra da yalnızca seyrettiği bir oyuna nöbetçilik etmek durumuyla karşı karşıya bırakılan bir insan topluluğudur bugün.

(…) Tiyatroyu etkin kılmak için işe en önce seyirci sorunundan başlamak doğru olur. Tiyatronun bizzat içinde olan seyirci yetiştirmekle, tiyatronun bütünlüğü sağlanabilecek ve tiyatro ancak o zaman gerçek işlevsel niteliğini elde edebilecektir. Bunun için de, kanımca, çeşitli halk sınıflarına uygun düşecek tiyatro biçimleri ile çağdaş içeriği saptamak yolunu tutmak gerekir. Yarı bağımlı, ekonomik ve siyasal özerkliğini henüz sağlayamamış bir ülkenin sanatçıları olarak, halkına dinamo olan, çağdaş dünya görüşü içinde ve maddeci diyalektiğin ışığında görevinin yerine getiren tiyatro anlayışından başkasını düşünemeyiz.

Artık seyirci gündemden çekilmeli, aktif izleyici devreye girmelidir.

Özdemir Nutku

Oyuncu Üzerine Düşünce Kırıntıları - Prof. Dr. Özdemir Nutku

1.

Oyuncunun kendi yapısı içinde bir doğurganlığı vardır; o dıştan bir karışma olmadığı sürece dikkatli, kendine güvenli ve özgürdür, anlatımındaki olanakları sonuna dek kullanma yeteneği de vardır. Bu özgürlük onu yalnızca oyuncu olma katına değil, aynı zamanda insan olma aşamasına eriştirecek kendini varetme olanağına da kavuşturur. 

2.

Yeni oyuncu gördüğü olayların karmaşıklığını, çelişkili durumlarını yorumlayıp bunları anlatmaya çalışmalıdır. Acıda, eğlencede bulunan umutsuzluğu, dehşeti içinde göstermek zorundadır. Oyuncu da bunları anlamak zorundadır. Anlamak zorundadır derken, görmek ve yorumlamak zorunda olduğunu belirtmek istiyorum. Ama yalnızca yorumlamak, eleştirmek ve sonra bunları halının altına süpürmek de olmaz. Oyuncu gördüklerinin tümünü hareketleriyle göze görünür hale getirebilmelidir.
3.
Gözlenen ve izlenen olayları, durumları ve düşünceleri göze görünür aşamaya çıkartmak oyuncunun temel işidir; oyuncunun temel stratejisi de bu olmalıdır. Bunun için de, oyunculuk eğitiminde sorunlar, temalar ve araştırmalar daha çok denenmekle ortaya çıkarılmalıdır. Tartışmalar aza indirilmelidir. Doğaçtan çalışma bu deneylerde vurgulanacak noktalar olmalıdır. Öyleyse, oyuncuyu yeni denemelere sokmadan önce, yönelimini kesin olarak saptamalıyız
4.
Yeni oyuncunun eğitiminden amaç, ona yalnızca bir şeyler öğretmek değil, onun kendi organizmasını tanımasını ve bu yoldan kendi yapısına uygun bir yaratma gücü edinmesini sağlamaktır. Sonuçta bu oyuncuyu özgürlüğe eriştirecektir. Oyuncu eğitiminin ayrı düşünülemeyecek bir özelliği de, oyuncular arası ilişkide bilinçli ve sorumlu bir hava yaratmak olmalıdır. Karakterlerin birbirleriyle olan, birbirini tamamlayan ilişkilerinde gerekli uyumu yaratmak zorunludur.
5.
Bence yeni oyunculuk eğitiminde en önemli noktalardan biri de, oyuncu olarak yetiştirilecek olan gencin hümanist açıdan duyarlılığı edinmesini sağlamaktır. Ancak bununla gencin kafası edebiyat bilgisi ya da tiyatro tarihinin ayrıntısı ile yığılsın demek istemiyorum. Şimdiki eğitimdeki yığma yerine, oyuncu adayı hümanist açıdan gerçekleştirilecek bir eğitimle dünya kültürünün en etkili ve önemli olaylarına karşı duyarlılık kazanacak yetiye ve bilince ulaştırılmalıdır. Çünkü bu yetiyi ve bilinci edinmiş olan oyuncu, kendini bekleyen tehlikeleri daha çabuk sezecek ve çalışmalarını, giderek bir oyundaki yorumunu daha kolayca çözümleyecektir. Bu bir dünya görüşü edinmenin ilk aşamasıdır.

Özdemir Nutku

oyunculuk iletişim

Tiyatroya Giriş - Dram Sanatı - Prof. Dr. Özdemir Nutku

özdemir nutku tiyatrohane

İster Ege kıyılarının dağalara yaslanmış yirmi-otuz bin kişilik tiyatro yapıları, ister ortaçağın ilkel, arabalı sahneleri, ister Rönesans'ın görkemli gösterilerinin verildiği anıtsal yapılar, ister Orta Oyunu'nun bir halatla seyirciden ayrılmış toprak sahnesi, ister çağımızın durmadan geliştiren, inerli çıkarlı, dönerli kayarlı tekniğe dayalı sahneleri olsun, bunların tümü de, yüzyıllar boyu insanoğluna anlatılmaz hazlar ve coşkular vermişlerdir. Tiyatro denilen bu olguya her insan başka bir tepki göstermiş, bireyler değişik düzeyde düşünsel ve duygusal deneyimlere girmişlerdir. Ancak bu birbirinden değişik insanlar hazzı da, coşkuyu da, düşünceyi de birlikte yaşamanın o çoğu kez fark edilmeyen sevinci içinde sağlamışlardır. Tiyatro, birbirinden farklı insanların, değişik algılamalarla, sonuçta aynı doğruya yöneldikleri sanatsal bir değişim yeridir. Sanatsal değişim yeridir, çünkü tiyatrodaki haz yalnızca eğlenceden değil, aynı zamanda düşünme yetisinden gelen bir şeydir.

Orta öğretimde tiyatronun çeşitli yararları vardır. Bir yandan düşünsel, öbür yandan güzel duyusal açıdan bir gelişmeyi sağlayabilen tiyatro, başka bir yoldan da öğrencinin kişiliğini sağlam temeller üzerinde kurmasına yardımcı olur. Öğrenci, gerek seyirci, gerekse uygulayıcı olarak insanı ve onun varoluşunu anlamaya yarayan tiyatro hazzını yaşarken, aynı zamanda kendi kişiliğini geliştirmekte hızlı adımlar atmaya başlar. Okulda tiyatro, katılanlara düşünerek yorumlamayı ve dayanışmayı öğretirken, toplum yaşamı için gerekli olan sorumluluk duygusunu aşılar. Bu kadarla kalmaz, öğrencileri ilerideki yaşamı için gerekli becerileri sağlar: örneğin, dil kaygusunu, doğru ve güzel konuşmanın önemini öğretir; ona topluluk içinde rahatça hareket etmenin ölçüsünü verir, orta öğretim çağındaki gençlerin cinsel dengesizliklerini, ölçüsüzlüklerini denetim altına alır, sağlıklı ve doğal olanı gösterir. Ayrıca öğrencinin çeşitli sanat dallarıyla ilgilenmesini sağladığından, güzelduyusal algılama yeteneğini geliştirir.

Orta öğretimde tiyatronun işlevi bunlarla da bitmez; toplumun birer üyesi olarak onlara özeni aşılar, kamu bilinci sağlar, sorunlar üzerinde düşünmelerini öğretir ve yargılama yetkilerini geliştirir; sanatsal yaratının geliştirici, değiştirici esnekleştirici gücünü ve en önemlisi insanı çok yakından onlara tanıtır. 

Orta öğretimde tiyatro çalışmalarının toplum için yaralı olan yanı, yurt düzeyindeki birikimci ve yaratıcı kültür yaşamını var etmedeki niteliklerdir; çünkü tiyatro toplumun ortak karmaşalarına ( komplekslerine) saldırır, toplumun ruh sağlığına etkin olarak sağlıklı olanı gösterir, ulusal kimliği pekiştirir, toplumu bilinçlendirir, sorunlara nesnel gözle bakılmasını sağlar. Ayrıca, düşünce erkini ve özgürlüğü öğretirken, toplumun ilerlemesindeli süreyi kısaltmada yardımcı olur;toplumsal duyarlılığı arttırır, toplumu ortak bir güzelduyusal düzeye çıkartmada önemli bir rol oynar. Bunlardan başka tiyatro, birey-toplum ilişkilerinin kökenine iner ve toplumun kültür birikimini yansıttığı oranda, bu birikimin zenginleşmesine aracı olur.

Yarının büyükleri ve yöneticileri olacak bugünün öğrencilerine tiyatronun eğitsel ve ruhsal açıdan büyük yararları olduğu bir gerçektir. Tiyatro, uygar ve gelişmiş ülkelerin okul izlencelerinde baş köşeyi almıştır. Çocuklarımızı yarının Türkiye'sini geliştirecek birimler olarak yetiştirmek istiyorsak, onları ilkokuldan başlayarak, tiyatronun yenileştirici, bilinçlendirici ve geliştirici uygulamaları içine sokmalıyız.(...)Okulların amacı gençlerin kafasını eğitmekse, tiyatronun amacı o gençlerin yüreğini eğitmektir. Orta eğitimde tiyatronun işlevi tiyatro sanatçısı yetiştirmek değil, yarının bilinçli seyircisini yetiştirip bu toplumunun kültürel ve ruhsal açıdan  zenginleşmesi için katkıda bulunmaktır. Tiyatro yoluyla, çocuklarımıza, gençlerimize bu dünyayı ve insanları bütün karmaşıklıkları, çelişkileri ve zenginlikleri içinde göstermek, onların yarının dünyasını kavramalarında hazırlıklı olmalarını sağlamak orta öğretimin temel ilkelerinden biri olmalıdır. Ancak bu, okulların birbiriyle yarışmak için göstermelik bir biçimde yalnızca oyun koymasıyla değil, sistematik olarak eğitim izlencesinde tiyatronun yer almasıyla gerçekleştirilebilecek bir şeydir. 

ÖZDEMİR NUTKU - DRAM SANATI / TİYATROYA GİRİŞ, 1983 , 4. Basım,Giriş Yazısı